Sayfalar

1 Mart 2014 Cumartesi

Bizim Evin Çöpleri!


Evet, itiraf ediyorum:
Ben tam bir çöp atma paranoyağıyım!
Siz şimdi doğal olarak soracaksınız, çöp atma paranoyağı nasıl bir insan türüdür diye.
Şimdi efendim, bizim evde çöpler öyle her evde alışık olduğunuz tarzda, yani, "Bu bitmiş, hadi hoop çöp kutusuna, bay bay!" tarzında atılmıyor.
Atılamıyor.
Ve bunun nedeni de - aslında her evde olması gereken - cam, plasitik vs. diye maddelerine göre ayırma gereğinden falan değil.

Bendeki bu durum tamamen hayvansal!

Ama sanmayın ki çöp atarken hayvani güdülerimin esiri oluyorum. (Böyle bir şey nasıl olabilirdi ki zaten, gözümde bile canlandıramadım!) Neyse.
Ben evimdeki çöpleri, sokaktaki hayvanları düşünerek ve buna göre paketleyerek atıyorum. Aslında bu hepimizin çok dikkat etmesi gereken bir konu ama bendeki biraz daha fazlaca pimpirikli hali.

Malumunuz, kapınızın önüne ya da konteynıra attığınız çöpleriniz anında kamyon tarafından götürülmüyor. Önce sokaktaki köpekler ve en başta da kedicikler tarafından bir ziyaret edilip, ifadeleri alınıyor. Karnı aç gariban bir kedicik gelip, bir iki parça yemek bulabilmek için attığımız torbaları umutla deşeliyor. Hele de hoşuna giden bir koku aldıysa, yiyeceğe ulaşmak için bütün torbayı bir güzel elden geçiriyor.
Peki bu elden geçirme esnasında, kokan yiyeceğe ulaşana kadar karşısına neler çıkıyor?
İğne? Jilet? Kenarları jilet kadar keskin konserve kutusu boşları? Az önce kırdığınız bardağın cam kırığı parçaları? Kesici cisimler, kimyasal maddeler? Ve daha neler neler!

Bir lokma mamaya ulaşmaya çalışan kediciğin ya da köpeciğin bunlara maruz kaldığını bir düşünsenize!
İşte bu yüzden ben bir iğneyi bile atarken on kere paketliyorum. Sanırsın paketin içinde iğne değil, dikiş makinesi var!
Cam kırıkları, oof of, hayatta en nefret ettiğim çöp kısmı. Gazete kağıtlarına kat kat paketleyip, bantlayıp, torbalayıp öyle atıyorum.
Kocamın tıraş bıçaklarının başlarını öyle bir bohçalıyorum ki, böyle kocaman top şeker gibi oluyorlar!
Boş konserveleri asla hemen atmıyorum. İlla içine bir şeyler tıkıyorum, dolduruyorum, sonra da yine milyon kat paketliyorum ve torbalıyorum, öyle gönderiyorum çöpe.  Çünkü konserve kenarlarının nasıl jilet gibi kestiğini, yıllar evvel boş bir mısır konservesini şööyle süngerle döndüre döndüre yıkama gafletinde bulunduğumda çok acı şekilde tecrübe etmiştim. (Şu anda düşününce bile kanım çekildi yeminle!)
O zavallı kediciğin, konservenin dibinde kalan ton balıklarını sıyırmaya(!) çalışırken başına gelebileceği siz düşünün!.. Ya da boş kedi maması konservesinin dibine ulaşmaya çalışırken kafasını nasıl sıkıştırabileceğini!... Bunlar sık görülen vakalar.
Hal böyle olunca bizim evde çöpler hoop diye atılmıyor.
Temizliğe gelen abla bile alıştı bana. Birikmiş jiletleri, teneke kutuları falan atmıyor, bana getiriyor ki ben onları paketleyeyim.
Eh bu tarz atıkların paketleriyle birlikte çöp cüsselerini de ne kadar büyütebileceğini tahmin edersiniz. Şunun şurasında iki insan, iki  köpeklik minik bir aileyiz. Ama çöpümüze bakan evde ayı sülalesi yaşıyor sanır.
Neyse.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Ohoo kardeşim biz çöp atarken bu kadar kendimizi kasamayız!" Öncelikle, bu zor bir şey değil, inanın. En azından elinizden geleni yapabilirsiniz. Benim kadar kasmanıza da gerek yok, ben ekstra paranoyak olduğumu kabul ediyorum zaten.
Ama en azından dikkatli ve duyarlı olmak adına, sokaktaki masumları yaralamamak adına şunlara dikkat edebilirsiniz:
- Yiyecek maddeleri ile kesici cisimleri ya da kimyasal maddeleri asla aynı torbaya atmayın.
- İçinde et olan (ya da kokusuyla kedilere cazip gelen herhangi bir şey) konserveleriniz bittiğinde, atmadan iyice sudan geçirip içindeki yiyecekten arındırın ki, masumlar o eti ya da yiyeceği yiyorum diye dillerini paralamasın.
- Cam kırıklarınızı mümkünse siz de paketleyin ve yiyeceklerden ayrı çöpe atın. Buna üşenmeyin. Ben bile bunca sakarlığımla, kırk yılda bir cam kırıyorum. Eh siz de her allahın günü bardak kırmıyorsunuzdur herhalde? Kırk yılda bir olunca da azıcık özen gösterebilirsiniz.
- Kürdanlarınızı da yiyeceklerinizle beraber atmayın. Çok ciddi yaralanmaya sebep olabilir.
- Kimyasal ürünlerinizin şişelerini ağzı açık olarak atmayın, mümkünse torbalayıp - ve tabii ki yiyeceklerden ayrı bir çöp torbasına -  atın.
- Kesici ürünlerinizi başıboş atmayın, en azından kesici olan kısımları kamufle ediverin.

Bunları yapmak hiç zor değil. Ve bence üşendiğiniz anlarda, "Amaan şimdi kim uğraşacak yaa?!" dediğiniz zamanlarda, sadeceve  sadece, sizin attığınız cisim yüzünden yaralanabilecek (ve hatta ölebilecek) o masum canlıyı gözünüzün önüne getirin.
Unutmayın, içtiğinizde sizi zehirleyebilecek bir kimyasal madde o miniğe kim bilir ne yapar?
Sizin canınızı fena yakan bir kesici ya da delici cisim onun canını çok daha fazla yakacaktır ve üstelik onun koşturup kendini tedavi ettirebileceği bir doktoru da yok. Acıya terk.
Yazıktır.
Eminim sizin yüzünüzden bir canlının yaralanmasına gönlünüz razı gelmeyecektir.
Birçok kişi çöpe attıklarının nasıl ölüm saçtığının farkında bile değil.
Ama bu konuyu ne kadar gündeme getirirsek, anlatırsak, yayarsak, insanlar da o kadar bilinçlenecektir. Dikkat edecektir.
Ve böylece de, attıkları çöplerin başka canlılara zarar vermediğini bilerek gönülleri rahat olacaktır.

Foto kaynak.

4 yorum:

  1. bu paranoyaklık değil tam tersine hassasiyet, merhamet, düşüncelilik, aynısı bende de var, dili büyük ihtimalle çöp karıştırırken kesilmiş, sürekli ağzından kan akan bir kedi gördükten sonra jeton düşmüştü bende ! :( maalesef yakalayamadım ve hayatını kaybetmiş:(

    o gün, bu gün bardak kırarım, fincan kırarım, ASLA çöpe atmam, komşularıma da söylüyorum ama kaçı dikkat ediyor bilemiyorum...kırık şeyleri inşaat molozlarına koyuyorum en azından orada hiç yiyecek yemek artığı vs. yok...cam kavanoz kumbarası yakında olsa ona atacağım ama yok..

    ayrıca pilleri de atmıyorum zehirler diye onları da inşaat çukurlarına atıyorum üzerine toprak atılıyor sonra...etrafımız zaten şantiye gibi ama öyle olmayan bir yerde otursam nereye atardım bilemiyorum çağdaş ülkelerde pilleri topluyorlarmış bizde duymadım duysam tel edeyim gelip alsınlar canıma minnet...

    vaktiyle saçlarımı kendim boyardım, onlar da zehirli olduğundan önce kabı iyice muslukta yıkar öyle atardım...ve yine yiyeceklerden ayrı olarak...ama tüp boyayı temizleyemezdim tabii ki....:(

    dikkat ettiğiniz için tebrik ediyorum sizi...herkes böyle paranoyak olsa keşke:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh yazık o kediciğe, çok üzüldüm... Kimbilir kaç tane vaka oluyor böyle..:( Ve evet, kedileri yakalamak da zordur..
      Benim inşaata atmak gibi bir şansım yok ama dediğim gibi çok iyi paketlemeye çalışıyorum.
      Bu arada kendim gibi birinin varlığını görmek mutlu etti beni, ben de sizi tebrik ediyorum ve çoook teşekkür ediyorum hassasiyetiniz için! :)

      Sil
  2. Allahım şükürler olsun! Ben de kendimi paranoyak zannediyordum, yıllardır kırık cam paketliyorum, konserve yıkıyorum çöpe atmadan. Yalnız değilmişim, çok seviniyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))) Hah işte ben de böyle kendim gibileri görünce çok seviniyorum, deli değilim Allahımm oleyy diyorum. :)
      Ama konserve yıkarken dikkat etmek lazım, ben bir kere çok fena elimi kestim, hatta şimdi bunu yazarken bile fena oldum. :((

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...