Sayfalar

31 Aralık 2012 Pazartesi

Sevgili 2013!


2013 hepimize bol şans, sağlık, başarı, huzur, mutluluk, sevgi ve çok çok çok güzel günler getirsin! Tüm dileklerimiz kabul olsun! :)

2013 HARİKA BİR YIL OLSUN! :)

18 Aralık 2012 Salı

Video | Down Sendromlu Çocuk ve Köpeğin Sevgisi



Çocuklarını köpeklerden Pis, mikrop, ıyyy diyerek öcü gibi kaçıran,  Yaklaşma sakın ısırır! diye korkutan annelere gelsin bu video.
Baksınlar ve görsünler, bir köpek down sendromlu bir minik çocuğa nasıl davranıyor.

Köpekle büyümek, köpekle arkadaşlık etmek bir çocuk için şanstır. Bir köpeğin bir insana vereceği gerçek sevginin sınırı yoktur.

Anneler, babalar... Bu videoyu izleyin bakalım. 
Tehlikeli olan köpek mi, yoksa sizin zihin yapınız mı? Bunu biraz düşünün bence.

Televizyondaki uzmanlar Bilmem ne çayı zayıflatıyooor dediği anda hemen inanıp aktarları boşaltıyorsunuz da, psikologlar Hayvan sevgisi çocuk gelişimi için çok önemlidir dediğinde niye umursamıyorsunuz? 

Bu videonun sonunda şöyle bir cümle geçiyor: 
God doesn't make mistakes. / Tanrı hata yapmaz.

Evet, Tanrı onları bu şekilde kaynaşacak biçimde yaratmış. Bu onların doğasında var. Bir köpek ve bir çocuk arasındaki "olması gereken" ilişki budur.

Eğer bir hata varsa, lütfen onu kendi beyninizde, kalbinizde ve vicdanınızda arayın.

Keyifli seyirler.



Foto kaynak: http://www.sxc.hu/photo/1407511

16 Aralık 2012 Pazar

Pijama - Terlik - Kanepe Pofuduğu


Eğlenme ve dinlenme zamanlarınızı nasıl geçirmeyi tercih edersiniz? sorusu sorulsa cevabınız ne olurdu?

Klüplerin müdavim kralı ya da gece hayatının ışıltılı kraliçesi misiniz yoksa pijama - terlik - kanepe pofuduğu mu?
Bu soru bana sorulsa hiç düşünmeden vereceğim cevap bellidir:

Ben kesinlikle bir pijama - terlik - kanepe pofuduğuyum!

Kanepesinde koskoca bir günü geçirebilecek mırmır bir kedi ve iflah olmaz bir ev kuşuyum!

Tabii ki ben de gezmeyi, değişik yerler keşfetmeyi çok seviyorum. Hele de İstanbul gibi bir şiirin içinde yaşıyorsanız, yaz-kış fark etmeksizin denizin kokusunu alabileceğim yerlerde olmaya bayılıyorum.

Ama vaktinin çoğunu nerede geçirmeyi tercih edersin ya da en güzel nerede dinlenirsin derseniz, cevap kesinlikle evimdir. Bir tatil gününü evde yayılarak geçirmekten daha dinlendirici bir aktivite düşünemiyorum.

Sabah kalktıktan sonra serin havada köpeğimi gezdirip, kıpkırmızı burnumla eve döndüğümde sevgilimin hazırladığı kahvenin o mis gibi kokusu yayılmışsa eve, işte bu harika bir günün başlangıcıdır. Sonra sehpada kahvaltı keyfi başlar ki, çalıştığın günlerde işe başlamak için acele etmekten karambole giden kahvaltılar, tatil günlerinde ne kadar uzun sürerse o kadar tatlılaşır... Televizyon açılır, ortak kanal bulmak için azıcık didişilir. Kıl olan benimdir ama. Haber açma, sinirlerim bozuluyor... Ay onu da açma, çok gürültülü. I-ıh bu da değil, çok cıvıkmış. Hah hayvan belgeseli, ne güzel, burada kalsın. Beş dakika izlenir, sonra bendeki haller şöyledir:
Dur bi dakika, ona saldıracak mı o? Hiiy, gidiyo, gidiyo, ona doğru gidiyo, vallahi saldıracak, allah kahhretsin, değiştir kanalı, çabuk değiştir değiştir, kumanda nerde!! Yahu değiştirsene be adam, bak hala seyrediyo... Of amman yaaa, kahretsin, ne vahşi dünya, yine canımı sıkcak bi şey çıktı işte!
Bu sırada zavallı sevgilimin surat ifadesini yazmama herhalde gerek yoktur. Başka kanala geçilir, oradan oraya zaplaya zıplaya kahvaltı edilir. 

Çocukluğumdaki şarkıdaki gibi: Kızarmış ekmek, biraz da peynir... Aman efendim ne güzel yenir!

Sonra koca bir demlik çay demlenir. Eskiden, çok sevmemize rağmen çay yapma rutinimiz pek yoktu, son bir senedir çok alıştık. Ama hala, her gün yapıyor olmama rağmen, sevgilime çay demledim dediğimde çocuk gibi sevinir, sanki pasta yaptım demişim gibi, ooleey der. Ben de bu yüzden demlerken haber vermem genelde, hazır olunca çay da var! deyip mutlu ederim onu.

Bir evi sıcak bir yuva yapan şeylerin başında pişen bir yemeğin kokusunun geldiği söylenir ve çok da doğrudur. Ama tatil gününde yemek yapmakla uğraşmadığımızı, önceki günden kalan yemeği yediğimizi varsayarsak, ortamımıza sıcaklık katacak en önemli şey işte o demlenen çaydır. Al eline koca bir kupa dolusu sıcacık çayını, devril kanepene. Ayaklarını uzat, battaniyeyi de çek üstüne. Hele de en yumuşağından eşofmanını, en pofuduğundan hırkanı ve minik birer fırının içinde yürüyormuşsun gibi hissetmeni sağlayan hayvanlı terliklerini de giydiysen, süper şekilde hazırsın tatil gününü yaşamaya.

Kanepende yapılacak şeyler o kadar çok ki!

Hafta arası günlerde sadece geceleri yatmadan okuyabildiğin biricik kitabına gömülebilir, sayfalarca, bölümlerce okumanın tadını çıkarabilir ve sonunda bastıran uykuya direnmeye çalışarak aynı paragrafı üç kere okuduktan sonra, kitabın göğsünde, bir elin yere sarkmış olarak uykuya dalabilirsin. (Rehavetin çok derinse ağzın da açık kalabilir ama tavsiye etmiyorum, çok tatlı bir şekil değil.)

Uykudan uyandıktan sonra, topladığın enerjiyle ve midenin de seni muzurca dürtmesiyle kendini mutfağa atıp süpriz bir kek yapabilirsin! (Ya da yapmaya kalkışan sevgiliye kesinlikle ama kesinlikle engel olmazsın! Diyettesindir evet, ama o çok istiyordur, boynun kıldan incedir. Varsın belin kalınlaşıversin.) O kekin pişerken eve yaydığı sıcacık koku  ile mayışıp, kitabına kaldığın yerden devam edebilirsin... Ya da benim gibi şanslıysan ve yazmaya aşıksan, bundan iyi fırsat olamaz deyip başlarsın yepyeni bir yazıya.

Ya da içine parça parça tarçın çubukları attığın mis kokulu bir yeşil çay demleyip, çok sevdiğin bir müziği açıp, bilgisayarını da kucağına alıp, hafta arası bakmaya fırsat bulamadığın, sana ilham ve mutluluk veren siteleri gezip zihnini güzelliklerle doldurabilir, biriktirdiğin makaleleri okuyabilir ve tekrar tatlı bir uykuya dalabilirsin. (Sen de ne uykucu şeymişsin, hiç kalkmasaydın o zaman yataktan dediğinizi duyar gibi oldum sanki ama ne yapayım, ayaklarını uzatıp dinlendikçe uykusu geliyor insanın. Hem uyku sağlıktır, bunu da unutmayalım lütfen.)

Köpeğinin minderinde huzurla uyuyuşunu seyredip, onun varlığına milyonlarca kere şükrederken, dışarıda onun kadar şanslı olamayan garip  arkadaşları için dua edip, sokağa onlar için mama bırakabilirsin. Sonra uyandığında halıda onunla oynayıp, tepişebilirsin. Baba da oyuna dahil olursa ve hatta beraber fazlaca gürültü yaparlarsa onları tatlı tatlı azarlayabilir, sakin olunn, kafam çekmiyor diyerek yaşlı teyze triplerine girebilirsin.

Kanepe ile en bütünleştiğin, artık neresinin senin kolun, neresinin kanepenin kolu olduğunun birbirine karıştığı bir noktada köpeğin karşına geçip zıplamaya başlar. Hadi beni çişe çıkart!...  Görmezden gelmeye ve gerçekten kanepeymişsin, aslında orada yokmuşsun gibi davranmaya çalışırsın. Hey dostum ben aslında burada değilim, sen boş kanepeye zıplıyorsun, hadi git babana zıpla! Ama sonucunda o bir köpektir, gözlerine yuttursan, burnuna yutturamazsın. Şansını sevgili üzerinde denemeye kalkışırsın. Akşam gezmeleri senin görevin olmasına rağmen çoğu akşam yemek yapacağım diyerek ya da, hadi sen oğlanı çıkart ben bulaşık makinesini boşaltayım diye giriştiğin pazarlıkları kazanarak işi sevgiliye savuşturursun ama bu kez olmaz. Çünkü adamın bakıp da gördüğü şey, senin gayet yayıldığın ve ense yaptığındır. Ve kendini parkta bulursun. Saçına yapışmış bir adet tırtıl ile eve döndükten sonra ise hiç dışarı çıkmamış gibi aynı pofuduk kılığına bürünür, tekrar kanepene yapışırsın.

Evde yaşanan bu keyifli tatil günüde çeşitli hobilerini gerçekleştirebilirsin. Artık neyi seviyorsan. Benim dikiş makinem ile ilgili keyifli planlarım var mesela, hala hayata geçmeyi bekleyen.

Ya da bilgisayar oyunları oynayabilirsin. Bir el Age attıralım mı hacı? diyen sevgiliye, Yok yaa, sen anında benim bütün köyümü talan edip, kızlarımı öldürüyorsun! Ben seninle oynar mıyım!  diye cevap verip kendi oyunlarına dalarsın. 
Ya da bazen sevgili ile sehpaya çöküp saatlerce monopoly oynarsın.

Gece güzel bir film seçtiysen ya da en sevdiğin diziden üç dört bölüm biriktirdiysen bak sen o zaman keyfe!  Kocaman bir kase patlamış mısır ya da çekirdekle, bazen de kocaman bir tabak dolusu meyve ile uzat ayaklarını sehpaya.

Filmi beğendiysen ne ala. Beğenmediysen, koy kafayı sevgilinin omzuna, çaktırmadan uyukla. Bırak dürtüp dursun seni.

- Aa uyuyo musun yoksa?
- I-ıh yok. İzliyorum. (Pis bir yalancısın!)

5 dak sonra:

- Uyudun seen. Yapmaaa....
- Yok yok uymuyorum yaa mhhh... (Bir de yalanında ısrar ediyorsun!)

Bir beş dakika daha sonra:

-Aaa sen uyuyuyorsun, aşkolsun. Öff.
- Hııı hı. Evethh. Hımmm. Zzzzz.
- !!!

.......

Velhasıl, ev keyfi başkadır.
Evde tatil candır. :)


............................................................................................................
Foto kolaj kaynak: 
http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=1341873
http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=876148
http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=834149
http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=1148081
http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=749841

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...