Sayfalar

26 Nisan 2014 Cumartesi

Takıntı mı Dedin?? Bana Gel Bana!

(Yazı öncesinde belirtmem gereken bir şey var. Bilmeyen okuyucular için, blog camiasında mim denilen bir şey var, birisi bir konu ya da soru(lar) belirliyor ve seçtiği kişilere gönderiyor, o kişiler cevaplıyor ve onlar da birilerine gönderiyor, böyle yayılıyor. Ben daha önce mim yapmadım ve cevaplamadım. Mimlenmedim de. Açıkçası sıcak baktığım bir şey de değildi çünkü blogumdaki her içerik illa ki benim yüreğimden çıkmalı diye düşünüyorum, birisi cevaplamamı istedi diye değil.  Ancak Bücürük ve Ben ve Kedici Teyze bloglarının sahibesi sevgili Müjde Abla beni "Takıntılar" konulu mimine ekleyince, açıkçası çok mutlu oldum. Çünkü bunu keyifle cevaplayacağımı ve takıntılarım konusunda yazı yazmaktan çok keyif alacağımı düşündüm. Yani sinekten yağ çıkarmak tadında, mimden yazı çıkarmak oldu benimki. Buna vesile olduğu için Müjde Abla'ya çok teşekkür ediyorum tekrar!:) Herkese iyi okumalar!)


Şu hayatta insanın yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren bir şey var: Takıntı sahibi olmak!
Adı üstünde işte, takıyorsun, takılıp kalıyorsun ve neye taktığın çok da fark etmeksizin, o noktada duraksıyor, bloke oluyorsun. Hayatının akıcılığı kısa bir süre için bile olsa askıya alınıyor.
Fena şey.
Benim de zaman zaman bana zarar veren takıntılarım oldu, hala da oluyor ama bu konuda çok hassasım ve bunlarla güzel savaşıyorum, alt ediyorum çoğunu.
Ancak takık olduğum bazı şeyler var ki kolay kolay terk edemem ve hepsi tek kelimeyle evlere şenlik! Yakınlarımı ara ara deli etsem de, çokça güldürüyorum bu hallerimle.

..Her Yer Solucan, Her Yer Böcek..
Öncelikle şunu belirtmeliyim, bu "bir acayip" sınıfındaki takıntılarımın çoğu hayvansal. Yani hayvan odaklı. Şöyle ki:
Hani bazıları vardır, yürürken çizgilere basamaz. Benim takıntımda çizgilerin yerini bilimum böcekler, karıncalar, özellikle de soluncanlar alıyor.
Takıntım tabii ki onlara basmamak değil, insan olan her insan basmamaya özen gösterir zaten. Fakat ben işi bir tık ileri taşıyorum, yani, basmadan dikkatlice geçmek beni kesmiyor!
Yoldaki o böcek arkadaşı illa ki kenara çekeceğim. Ki başkası basmasın! Yani bende onları bırakıp gidememe takıntısı var!
Hızlı yürüyen böceklerde ya da tek tek gezen karıncalarda sorun yok... Ama sümüklü böcek gibi, soluncan gibi mıyıl mıyıl, pazar gezintisine çıkmış edasıyla gezen yaratıkları, hele de yürüyüş yolundaysalar, almadan edemiyorum. Sanki benden sonra birisi basarsa vebali bende kalacak gibi geliyor. Ha ama eskiden ne yapıyordum biliyor musunuz?! Hayvanı alıp, ne taraftan geliyorsa oraya geri koyuyordum! Salaklığıma bakın. Yahu kızım bir akıllı olsana, hayvan belli ki bir yere gidiyor, sen niye tutup onu başlangıç noktasına geri koyuyorsun?! O ana kadar harcadığı çabaya yazık garibin. Zavallım belki de o yolu bir daha tepecek ve belki de ezilmeyeceği varsa da ezilecek bu sefer. Buna dank ettikten sonra, "Gideceğin yere bırakayım kardeş." hesabı, tutup gidiş yönünde bir yerlere bırakmaya başladım, minnoşun da işi kolaylaşıyor böylelikle fena mı.:)
Neyse.
Tahmin edersiniz ki yağmurlu havalar - hele de ortam sümüklü böcek açısından zenginse - benim için pek sıkıntılı oluyor. Seke seke yürüyen, sümüklü böcükleri ve solucanları toplayıp toplayıp gidecekleri yöne bırakan bir Eylül ve sürekli "Dikkatli ol, basma!" diye ikaz edilen zavallı kocası! 
Arkadaşalarım da bu durumumdan çokça nasiplerini aldılar. Yıllar evvel, canım arkadaşımı - sanırım ayağında da topuklu bir şeyler vardı - "Ayyy basmaaaa!" diyerek haart diye itip, yol kenarındaki şimşirlerin içine düşürmüşlüğüm var!
O solucan ezilmeyecek ya, arkadaş markadaş görmedi gözüm yeminle! Kaktırıverdim kızı oracığa! Hala ara ara hatırlar güleriz.

Mesela aynı anda benimle bir yürüyüş parkurunda spor yapmanız gerekirse, siz siz olun, arkamdan gelmeyin! Zira 120 ile gidip de aniden kazık fren yapan bir araba tadında, zınk diye durup bir anda yere eğilebilirim! Solucan vardır ve onu almak lazım gelir çünkü. Siz de daha ne olduğunuzu anlayamadan arkadan üstüme çullanabilirsiniz! Hoş, başıma gelmedi böyle bir rezillik ama çoğu kez ramak kalmıştır, eminim. Ben sizi uyarayım. İlla arkamdan gelecekseniz de, bir zahmet takip mesafenizi koruyunuz efendim.:) Sokak ortasında şık olmayan şekillere girmeyelim.

..Gidin Bahçenizde Sevişin Kardeşim!..
Geçen yaz bizim parkta yürüyordum. Baktım şöyle yaklaşık iki santim uzunluğunda, incecik, kenarlardan bol bacaklı, siyah bir böcek kardeş geziniyor, aheste aheste... Hatta duruyor adeta... Eh yol yürüyüş yolu. Bulduğum bir çam iğnesiyle şunu kenara ittireyim dedim. 
Aha o da ne!? 
Kaktırdığım gibi bunlar iki tane olmazlar mı! Meğer iki kişiymişler, iş üstündelermiş yahu! Tabii ortamı bozmuş oldum, bir yandan - tabii ki içimden - sabotajım için özür diliyorum, "Ben sizi şu çimene iteyim de siz orada bulursunuz yine birbirinizi" diyorum. Diğer yandan da, beraberken (!) son derece mıy mıy olan ama ayrılınca, paparazzi görmüş ünlü tadında, torpil gibi bir o yana, bir bu yana kaçışan genç çifti ayrı ayrı çimenlere ittirmeye çalışıyorum! Sağımdan solumdan geçen, acayip bakışlı insanlar da cabası. (Evet, ben acayip değilim, onlar acayip!:))
Ve inanır mısınız, ben sonrasında da defalarca o böcekten gördüm ve kenara çekme çabalarımın çoğunda bunlar yine iki kişi oldular!.. Akılları fikirleri oynaşta, bir tuhaf böcek türü. Gidin bahçenize, deliğinize orada fiti fitileyin arkadaşım, ne b.k işiniz var yürüyüş yolunda! Sizin peşinizde koşarken millete de rezil oluyorum! 
Hoş, beni dışarıdan azıcık gözlemleyen, kafamda bir hunimin eksik olduğuna kanaat getirmiştir zaten çoktan. 
Mesela geçenlerde yine bizim parkta karınca sürüsü oluşmuştu. Hani olur ya böyle binlerce, kahverengi bir tabaka haline gelirler.. İşte öyleydiler ama işin kötüsü hem miniciktiler, pek belli olmuyorlardı, hem de etrafında toplandıkları delik tam yürüyüş yolu üstündeydi. Genel kurul toplantısı yapacak başka delik çıkışı bulamamış salaklar. Bir de tam o sırada bizim binadan samimi olmadığım iki adam yürüyor lap lap lap, biri de oldukça uzun boylu ve koca ayaklı!! Yani oradan bir geçse o karınca kolonisinin toptan soyu tükenecek! Çok net.
Eh şimdi adamı durdurup da "Bakın şurada karıncalar var, basmayın e mi?" diyemiyorum ama bırakıp gidemiyorum da! İçime fena dert oldu.
Sonunda hemen çareyi buldum! Köpeğimi bağladım bir kenara, elime eteğime doldurdum bir dolu çakıl taşı, karınca hazretlerinin toplantı mekanının etrafına çit geçtim! Vallahi yaptım! Ne yapayım, yaldır yaldır geçiyor millet, biri basmasa diğeri affetmeyecek. Dikkat çeksin diye dizdim taşları, çok da iyi oldu. En azından insanlar "Aa burada karıncalar varmış!" demiştir. Ve bu uygulamayı bir kaç gün boyunca yapmam gerekti. Zira karınca sürüsü orada toplaşmayı birkaç gün sürdürdü!

Benim kadar değil belki ama yine de bastığınız yere dikkat etmenizi dilerim.:)
Eh bir düşünün, bakkala ekmek almaya giderken, sokakta gezerken, koşup oynarken, yoldan karşıya geçerken ya da eşinizle, sevgilinizle fiti fiti yaparken, devvvv gibi bir canlı gelip de koca ayağıyla sizi cort diye ezse hoşunuza gider miydi?!
Biraz empati! ;)

.. Marul İşkencesi..
Tabii tuhaflıklarım yollarla sınırlı değil!
Mutfak penceresinden bahçeye doğru koca bir öbek marulu haldır haldır sallayan birini görürseniz, evet, o benim! Amaç mı ne? Aa aşkolsun, tabii ki marulun içinde olabilecek sinekleri, böcekleri düşürmek!
Bazılarınızın, "Sirkeli suya bassana!" dediğini duyar gibiyim, işte onlar beni tanımamış olanlar!
Canım kardeşim, ben zaten marulu, içinde hala hayatta olan bir şeyler kaldıysa düşsün de, sirkeli suya girince ölmesin diye silkeliyorum!
Geçenlerde, kayınvalidem adadaki bahçelerinden koskoca bir torba marul göndermiş bize sağ olsun. Taze taze böyle, mmm... Ben marulu attım buzdolabına gece, ertesi gün çıkardım, salata yapacağım. Allahhh o da nee? Marulun içinden sümüklü böcek çıktı, bildiğin salyangoz yani! Bütün gece kalmış buzdolabında ve en ufak bir kıpırtısı yok! Kafayı yiyecektim yeminle, aldım elime hoh hoh hohh sıcak hava üfleyip durdum uzun süre veee? Bingo! O mini mini antenlerini uzatıverdi! Sevinçten ağlayacaktım!
Yalnız sevincim bir süre sonra küçük çaplı bir işkenceye dönüştü. Çünkü o koca torbada iki tane daha sümüklü böcek (evet onları da hohlayıp dirilttim) ve daha bir dolu yaratık olduğunu gördüm! Acayip kıskaçlı bir şeyler, minik klasik marul sinekleri ve hatta örümcek! Eh doğal bahçe marulu, tüm ortamı toplayıp gelmiş! Eh ben şimdi onu dolaba geri nasıl koyayım! Kocam içerde yemeğe çağıracağım diye bekleyedursun, ben yaklaşık bir saat kadar o marulu ayıklamakla uğraştım!.. Sümüklü böcekleri apartmanın duvarına yapıştırdım, birinci kattayız zaten, oradan bahçeye iniversinler bir zahmet... Diğerlerini de camdan aşağı üfledim.
İşim bittiğinde kocama odasına daldım ve aynen şunu dedim:
"Annen börek göndersin, sarma göndersin ama ne olur söyle, bir daha kesinlikle marul göndermesin!" 

Ne yapayım ben de böyleyim.
Gerçi hala kimse gelip huni takmadı bana!
Yakındır diye düşünüyorum ama.
Daha da çeşitlerim var takıntı konusunda, hepsini yazmadım sıkılırsınız diye. (Hmmm, ya da belki korkarsınız diye!) Şaka şaka. Var tabii başka takıntılarım da ama onları başka bir yazıda anlatırım artık.
Aşırı doz yapmayalım.
Herkese süper haftasonları dilerim!
Marula bakınca beni hatırlayın!:)

8 yorum:

  1. :))))Eylül'cüğüm hayatımda okuduğum en keyifli yazılardan biriydi:) 'iş üstündelermiş' kısmında resmen kahkaha attım:))eline, emeğine sağlık.

    Senin kadar olmasam da, annelerimizden, ninelerimizden 'karınca ezmek günahtır' diye duyarak büyüdük o yüzden bence bu takıntınla büyük sevaba giriyorsundur....ben de senin kadar olmasa da dikkat ederim yürürken karıncaydı, sırt üstü olmuş düzelemeyen arı vs. basmamaya...yani çok güzel bir takıntı hiç dert etme:)

    marul olayı ilginçti hakikaten ölmemeleri o soğukta daha ilginç!:) hayatlarını kurtarmışsın sağol ben en ufak iyiliğin bile dönüp dolaşıp iyilik olarak döneceğine inanıyorum. Bu arada yazın aklıma getirdi rahmetli annem ıspanak yıkarken içinden yemyeşil kocaman bir tırtıl çıkmıştı....aman ne korkmuştuk biz onu bahçeye atmıştık ama çok da korkmuştuk ödümüz patlamıştı yani hala korkarım ıspanak yıkarken:))))

    ben de sana teşekkür ediyorum canım, sevgilerimle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjde Abla, beğenmenize çook sevindim, ben de çok eğlenerek yazdım zaten.:)) Ne yapayım işte, ben de böyleyim.:)
      Bu arada maruldan çıkan sümüklü böceklerin donmamış olmasına ben de çok şaşırdım ve çok sevindim. Daha önce de bazı marul böceklerinin böyle donmadan kalabildiğini görmüştüm. Ama yine de çoğu ölüyor tabii.:(((
      Sizin tırtıl da baya büyükmüş sanırım, korkuttuğuna göre... Demek ıspanaktan da çıkıyorlar, yıkamadan önce ona da dikkat edicem demektir bundan böyle..:))
      Sevgiler!:)

      Sil
    2. Bu yazın aylar sonra dikkatimi çekti:) tekrar okudum keyifle, tırtılı hiç unutmuyorum ölçmedim ama rahat 5 santim vardı, şöyle yüzük parmağım kadardı bir de pırıl pırıl ıyyyy hala korkarım ıspanak yıkarken:))))

      Sil
    3. Müjde Abla inanır mısınız, bu yazımı ben de geçen hafta, aylar sonra bir okuyayım dedim. İnsan kendi yazısını okurken güler mi? Ay valla çok güldüm okurken. :)) Kendime de acıdım biraz. :))) Üstelik huyum da hala aynı.
      Sizin tırtıl da ayrı bir komedi. Ölmeden yakalayıp atabilirsek şanslılar. :))
      Sevgiler.

      Sil
  2. Harika tatlı bir yazı olmuş gene! Sesli sesli gülerek okudum :) Senin kadar olmasa da bütün bu endişeleri ben de taşıyorum. Ama şöyle bir zararı oldu bana. Ben marulları silkelemeden tek tek yapraklarını koparıp yıkıyorum. Bazı şeyleri de sirkeli suya batırıyorum. Şimdi artık "ben de mi silkelemeliyim" diye düşüneceğim her şeyi :( Sevgiler <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Hiç yoktan akıllara iş düşürüp takıntı sahibi yapacağım herkesi bu gidişle!
      Ama şunu diyeyim, silkelemek güzeldir! Yaşasın marulunu silkeleyen kadınlarr, marul böceklerine özgürlük!!:))
      Evet coştum.

      Sil
  3. Benim de blog okumaya başladığımdan beri en keyifle okuduğum yazı oldu bu, ağzına sağlık, ba-yıl-dım!! Bunun sebebi hem senin çok güzel yazman hem de kendimden bir şeyler yakalamam, çok yaşa emi ♥

    Yollardaki böcekgiller konusunda ben de benzer şeyleri yaşıyorum... Evdeki böcekgiller ise pek ilgimi çekmiyor olsa da camdan atıyorum, yaşamaları için elimden geleni yapıyorum. Şimdi ise evdeki iki kediyle malesef ki pek şansları olmuyor, önce oyuncak oluyorlar ellerinde, ardından ise miğdelerinde :S

    Marul konusunda ise böcek çıkmıyor ki hiç içlerinden :/ Ne biçim ilaçlı, hormonlu şeyler yiyiyoruz biiizzz :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kızlı Erkekli Kedili, bu yorumuna nasıl sevindim bilemezsinn! Çok teşekkür ederimm, sen de çoook yaşa.:)) Ayrıca kendim gibilerin varlığını duyunca da çok mutlu oluyorum!.. İçim rahatlıyor. Tabii senin küçük terminatörlerin var, işin zor. Ah şu hınzır kediler! Bayılırlar börtü böcek kovalamaya!:)
      Marula gelince haklısın, marketten aldıklarımız çok ilaçlı oluyor. Ama yine de ara sıra o miniklerden çıkıyor, o yüzden silkeliyorum. Birkaç defa da, Müjde Abla'nınki kadar büyük olmasa da, sevimli, yeşil tırtıllardan çıktı. Hatta birini, NE YAZIK Kİ, marulu bıçakla ortadan ikiye kestikten sonra fark ettim, üzüntüden ölecektim. O nedenle artık iyice dikkatliyim. Aklında bulunsun yine de senin de.
      Sevgilerrr! :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...