Sayfalar

25 Ocak 2016 Pazartesi

Tatlı Pazartesi'yi Unutmuşum Yahu!


Aferin bana.
Bir de buna, akşamın köründe uyanıyorum.

Alkışlar alkışlar.

Boynum kıldan ince, mazeretim de yok, unutmak dışında.
O nedenle süklüm püklüm ve  kıyın kıyın, ortamdan sıvışıyorum. :/

Yapmanız gereken her şeyi hatırladığınız bir hafta dilerim hepinize, ama önce kendime. :)

18 Ocak 2016 Pazartesi

NEDEN VERMEYESİN?


 
Son zamanlarda kafamı kurcalayan bir düşünce var. Aklıma geliyor, geliyor, düşünüyorum, içinden çıkamıyorum.

Malum, havalar çok soğudu. Kar yağıyor, her yer bembeyaz bir örtü altında. Beş dakikalığına dışarı çıksak, eldivenimizi de unutmuşsak mesela, ellerimiz donuyor adeta, o derece buz gibi yani.

Ve bu soğuk havada dışarıda yaşamak zorunda olan hayvanlar var. Kuşlar, kediler, köpekler...
Ama ben bu yazıda, onların soğuktan ne kadar kötü etkilendiklerini,  kar bastırdığında yiyeceklerinin üstünün örtüldüğünü, aç kalma ihtimallerinin çok arttığını, yemek bulmakta ne kadar zorlandıklarını ve aç kalırlarsa feci şekilde donarak öldüklerini detaylı olarak yazmayacağım.

Çünkü artık bunu herkes biliyor.

Çünkü son dönemde sıkça televizyonlardan ve özellikle de internetten, sosyal medyalardan duyurusu yapılıyor. İnsanlar eskisine göre daha bilinçli, daha duyarlı ve üstelik söyleyecek sözü olanın, sesini duyurabileceği medyalar artık herkesin elinin altında.
Hal böyle olunca, "Sokak hayvanlarına bir kap mama, bir kap su koyun" çağrısını bir kere bile duymamış olan var mı aranızda?
Sanırım yoktur. 

Artık tuvalete bile elinde telefonuyla, internetiyle giren insanların gözüne, sokak hayvanlarının soğuk havalarda ne kadar mağdur olduğunun çarpmamış olması mümkün değil, öyle değil mi?

Peki o zaman, madem biliyorsun bunu, görüyorsun, duyuyorsun, neden vermezsin bir kap mama?
İşte en çok kafamı kurcalayan şey bu.

Adam/kadın oturuyor evinde sıcak sıcak, dışarıda fırtına ıslık öttüryor, kar, tipi.. İzlediği haber programının sonunda vatandaşlara çağrı yapılıyor, hayvanlara yemek koyun diye. Ya da internette gezerken görüyor bu çağrıyı.
Duyuyor. 
Algılıyor.
Ve sadece bakıyor. 
SADECE BOŞ BOŞ BAKIYOR.
Es geçiyor, umursamıyor bile. Sonra sofraya oturuyor, şişene kadar yiyor da yiyor. Kendisinin ya da çocuklarının tabakta bıraktığı yemekleri bir güzel çöp kovasına sıyırıyor. 
Sonra kahvesini yapıp, alıyor bacağını altına, bir güzel yayılıyor kanepesine ve izlediği dizilerdeki acıklı sahnelere, belki ülkenin durumuna ya da tv'de gördüğü kötü şeylere vah vah yapıyor, sızlanıyor.

Şimdi sorarım size, bu neyin kafasıdır? Bir insan nasıl ve neden bu kadar umursamaz olur?
Bilmeyene, farkında olmayana lafım yok.
Ama bilip de kılını bile kıpırdatmayanlardan ben korkuyorum kardeşim.
Onların insanlıklarından korkuyorum. Onların yetiştirecekleri çocuklardan korkuyorum.

"Ne yani, hayvan beslemeyen insan illa ki kötü müdür?" diyebilirsiniz.
Elbette ki değil.
Keşke herkes düzenli olarak sokak hayvanlarını besleyecek medeniyet seviyesinde olabilse ülkemizde ama değiliz ne yazık ki.

Ancak ben, çılgın gibi sıcak yaz günlerinde, birçok kişi sosyal medyadan "Su koyun! Su koyun! Garibanlar kavruluyorlar!" diye bir çağrı duyup da, bunu hiiiç umursamayan insanın vicdanından ve insanlığından şüphe ederim.

Ben, "Kar yağarken aç kalırlarsa donarak ölecekler. En azından artık yemeklerinizi koyun." diye bir çağrı DUYUP ya da OKUYUP DA, yemeğini rahatça çöpe sıyıran insanın varlığından, kalbinden ve hayattaki vicdansız varlığından irkilir ve korkarım. O kişiden her türlü kötülük gelebileceğine inanırım.
Çünkü biliyorsunuz ki, tüm psikopatlar vicdan ve en önemlisi de EMPATİ yoksunlarından çıkıyor.

Ve bu empati yoksunları genelde şunu diyor: "Ben hayvanları değil insanları doyururum."
Çok özür dileyerek şöyle cevap veriyorum onlara: "Bok doyurursun!!"
Sen ancak konuşursun. Ne insan için bir şey yaparsın, ne hayvan için.
Çünkü aynı insan gibi üşüyüp titreyen, aynı insan gibi açlıktan acı çeken ve üstelik insan gibi derdini anlatamayan, karnım aç diyemeyen bir canlıyı umursamıyorsan, sende vicdan gelişmemiş demektir ve bu yazımda da yazdığım gibi, vicdan tektir, gerçekten  iyi kalpli olan kişiler  insan, hayvan ayrımı yapmaz.

Üstelik biliyor musunuz, sokaktaki garibanlara yardım etmek için ekstra yorulmanız ya da para harcamanız da gerekmiyor!
Kimse sizi gidin para verip kedi-köpek mamaları alın diye zorlamıyor.
Tabağından artanı koymak bu kadar mı zor?
Hiçbir şeyin yoksa yemeğinin suyuyla ya da sütle biraz ekmek ıslat, koy dışarı. 
Kaç kedinin doyabileceğini, dolayısıyla donmaktan kurtulabileceğini biliyor musunuz sadece bununla?
Kuru ekmeği ıslatıp dışarı koysanız, kaç kuş doyar. 
Herhangi bir boş yoğurt kabına ya da dibi kesilmiş pet şişeye musluk suyu doldurup sokağa koysanız incileriniz mi dökülür?

Hal böyle iken, soruyorum size - en azından bu soğuk ve zor günlerde - NİYE VERMEYESİNİZ? 
Siz sıcak evinde otururken onların dışarıda titrediğini BİLİRKEN?

Bir canlıyı yaşatmak, doyurmak aslında bu kadar kolayken, üstelik bu hava şartlarında aç kalırlarsa öleceklerini de bilirken, parmağını bile oynatmayan kişiler, kusura bakmayın, İNSAN DEĞİLSİNİZ.

Durumun ciddiyetini bilmeyenler varsa, eğer bu yazıyı okuduysanız, işte öğrendiniz.
ARTIK BİLENLERDENSİNİZ.

Eğer sıcak evinizde tatlı tatlı mayışmadan önce dışarıya iki parça bir şey, en azından su koyayım derseniz, ne mutlu size!

Ama boş boş bakıp, "amaağğnn" derseniz, yazık size, yazık bize, yazık insanlığımıza.

Tatlı Pazartesi | Ah Şu Sözler!


Yeni haftadan herkese merhaba!

"Siz hiç sözleri toplar mısınız?" diyerek, bu senenin ilk Tatlı Pazartesi'sine hızlı bir giriş yapayım. :)
Belki birçoğunuz güzel görselleri, fotoğrafları biriktiriyorsunuzdur, bunu ben de yapıyorum.
Ben ayrıca, internette bulduğum, hoşuma giden, bazen beni motive eden, bazen de güldüren, kısaca bana keyif veren sözleri de topluyorum. Hatta Pinterest'te bununla ilgili bir panom da var. Ve çok daha fazlası da bilgisayarımdaki bir klasörde mevcut.

Bazıları belki kişisel gelişim kitaplarından fırlamışçasına yüksek dozda "gaz" içeriyor olabilir. :) 
Bazıları da eminim sizi güldürecek, yeni haftaya başlarken, hatta yeni yılın başlangıcı sayılacak bu haftalarda size iyi gelecek, keyfinizi yerine getirecek ve hatta belki motive edip, ilham verecektir.

"Motive olmak için elalemin sözlerine ihtiyacım yok." diyecek olan kalıpçılar da çıkacaktır, haksız mıyım? (Hadi itiraf et, tam diyecektin, içinde kaldı di mi? :)

Eh tabii ki kimse hayatını bir başkasının sözü üzerine kurmuyor. Ama nasıl güzel bir müzik duygularınızı hareketlendirip, bazen de düşüncelerinizi yönlendirebiliyorsa, baktığınız güzel bir fotoğraf bir anda kafanızda çok başka kapıların açılmasına neden olabiliyorsa (bana olur bazen), biz söz, bir cümle de - hele de doğru zamanda, ona ihtiyaç duyduğunuz bir zamanda karşınıza çıkıyorsa - pek tabii sizi çok etkileyebilir hatta belki de hayatınızın akışını bile değiştirebilir.

Neden olmasın?


Mesela aşağıda göreceğiniz cümlelerden birisini ben 2015'e girerken kendime motto edinmiştim.
"Enjoy it. Because it's happening."

Ajandamın ilk sayfasına yazdım ve sene boyunca ne zaman ihtiyaç duysam kendime bu cümleyi hatırlattım.
Çok da iyi oldu.:)

Evet, fazla uzatmadan sizleri sözlerle başbaşa bırakayım. Bu, birinci bölüm. Başka bir hafta, ikinci bölümünü de yayınlayacağım.
Bu arada, sözler ingilizce. Çünkü ben onları öyle topluyorum hep. Türkçeleri pek yok elimde, affola.

Yolunuzu bildiğiniz ya da bulduğunuz bir yıl olsun 2016.
Herkese sevgiler.










11 Ocak 2016 Pazartesi

Yeni Yıl, Yeni Hafta


Yeni yıl geldi.
2015 biterayak çok canımızı yaktı, savurdu, dağıttı ama çekti gitti sonunda.
Neyse ki.

2016'yı keyifle, mutlulukla bekliyordum. 
İlk günlerinde - 2015'in son anda attığı kazık yüzünden - bir yandan ruh gibi gezerken, diğer yandan yürekten şükredeceğimiz güzellikler yaşadık. 
Hayatın döngüsü bu, bir yerden alırken, başka bir yerden veriyor.
Bazen çok bariz oluyor bu.
Bazen de görürsen, farkına varırsan. 
Ben genelde farkında olabilmek için elimden geleni yapıyorum.

Oldukça da koşturmacalı geçti son günler. Bedenen de, kafaca da.
Yapılması, yetiştirilmesi gereken işler, verilmesi gereken final notları vs.. vardı.
Bu gece itibariyle hepsi bitti, oh, çok şükür.

Artık biraz dinlenme, gevşeme, ayak uzatma zamanı benim için.
Yeni dönem başlamadan düşünülecek ve programlanacak şeyler, evde düzenlenecek odalar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler, kurulacak hayaller ve gündüz vakti kanepede sorumsuzca dalınacak uykular var.

Bunları yaptığım zaman "dinlendim" diyebileceğim.
Ve yapmaya da hemen başlıyorum.


2016'nın iyi niyetle yüreğinizden geçen her şeyi vermesini ve hak ettiğiniz gibi yaşamanızı dilerim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...