Sayfalar

18 Ocak 2014 Cumartesi

Eylül'ün Film Devrimi! (Yetti Arkadaş Yaratık Maratık!)

 
Malumunuz son yıllarda bir "ruh eşini aramak", "ruh eşini bulmak" furyasıdır gidiyor. Dalga geçmiyorum bununla çünkü kocamla ben de, daha ilk birlikte olmaya başladığımız zamandan beri her bakımdan birbirimizin ruh eşi olduğumuzu düşünürüz.
Ama ruh eşi olmak tabii ki birbirinin karbon kopyası olmak falan değil. Bu çok sıkıcı olurdu. 
Ruh eşi de olsan zaman zaman birbirini yiyip didiklediğin ve hatta sinirden birbirini boğmak istediğin zamanlar olabiliyor. Ya da birçok konuda birbirini çok güzel tamamlasan da, birçok zevkin birbirine uyuşsa da illa ki bir yerlerden hava kaçağı yapan durumlar olabiliyor!
Misal bizim film seçme hallerimiz!

İkimiz de film izlemeyi çok ama çok seviyoruz ve birlikte yayılıp film keyfi yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Gelgelelim benim izlemekten asla hazzetmediğim bazı türler var. Ya da türler diye genelleme yapmayayım, hiç hoşlanmadığım bazı "şeyler" diyeyim.
Ben filmlerde aşırı kan, vahşet,  mafya, uyuşturucu çetesi savaşları, ultra fantastik dünyalar, yaratık, uzay gemisi, uzay cismi, uzaylı, (hele de robot), ışın çıkaran bilimum alet edevat, havada uçan arabalar, çekince uzayan neidüğü belirsiz sümüksü hortlaklar görmek istemiyorum. Bilmem kaç yüz sene öncesine ya da sonrasına tanık olmak da istemiyorum.
Robotik konuşma sesleri, ciuv ciuv ses çıkaran silahlar, (uzayda, başka dünyada, dünyamızda ya da her ne haltta ise artık!) bangır bangır savaş gürültüsü, aşırı yoğun silah çatışması ya da o sümüksü hortlaklardan çıkan tanımsız sesleri duymak istemiyorum.
Ha ama mesela bir uzay dizisi olan Battlestar Galactica'ya, sapına kadar yaratıklı olan The Walking Dead'e taparım. Daha bunlar gibi başka örneklerim de var. Ama bunların ortak paydası da insani ve psikolojik yönlerinin ağır basmasıdır, o nedenle sevdim hepsini. (Sonuçta o zombiler de bir zamanlar insandı, bir yerlerden kan çekiyor yani!)

Yani anlayacağınız ben daha gerçekçi, psikolojik yoğunluğu olan, beni birçok bakımdan içine alan, saran, çarpıcı ve zekice kotarılmış ve mümkünse yakın geçmiş ya da gelecekte geçen filmleri izlemek istiyorum. Bu tarz filmleri kocam da seviyor. E o zaman sorun nerede? diyeceksiniz doğal olarak..
Şöyle ki;
Evet, benim sevdiklerimi o da seviyor ama artı olarak benim yukarıda yaptığım "ı-ıh cıss" listesindeki her şeyi de fazlasıyla seviyor! 
Evimizde filmleri bulup indirmek, arşivlemek, -kocamın tabiriyle- altyazılarını çakmak da hep onun görevi. Daha doğrusu teknik olarak bunları o yapabiliyor. Daha da doğrusu ve dürüstçesi; o yapabiliyor olduğu için ben bunları yapmayı öğrenmeye kasmadım. Hal böyle olunca da izlenecek filmleri seçmek zamanla onun tekeline giriverdi!.. 
Adam milyon tane film arşivlemiş. 
Aşkım şunu bunu izlesek mi? dediğimde, arşivde yüzlerce film var, önce onları eritelim diyordu. Tamam, mantıklı. 
Ama ne oldu? Onca filmin içinden, ikimizin de zevkine uyan eser miktarda filmi kısa sürede yedik, bitirdik ve sonra takke düştü kel göründü!
Ortak filmler çabucak bitince, ne kadar ciuv ciuvlu, yaratıklı, kanlı, kovalamacalı, mafyalı, uzaylı, fantastikli mantastikli film var, onlar kaldı geriye!
Adam, oran olarak, benim de zevkime uyan bir tane film indirdiyse, sadece kendi zevkine uyan yirmi tane film indirmiş!

Bir felaket olmuş, dünya bitmiş, yerinde yeller esiyor, kalan üç beş insanın hayatı. Sonra, yine dünya bitmiş, insanlar uzaya yerleşmiş orada takılıyorlar, uzaylılarla çiftleşmişler mecburen, ortaya acayip tipitoşlar çıkmış, onların hayatı. Sonra yine dünya bitmiş, hadi demişler bu sefer de geçmişimize dönelim, gitmiş orada Çakmaktaş'la çiftleşmişler, başka yaratıklar türetmişler, onların hayatı. Ya da dünya bitmemişse, uzay bitmiş, uzaylılar bize gelmiş, bizi şeyetmişler, onların hayatı! 
Öf ki ne öf!

Sevgili kocama diyorum ki, arşivden üç tane film öner bu gece için, bana da uygun olsun, içlerinden ben seçeceğim. Adam buluyor, koyuyor önüme önerileri ama ı-ıh! En bana göre olabileceklerin içinden bile ya bir pembe pörtlengeç yaratık çıkıyor ya da bir silah mafyası!...
Nasıl bir kader bu anlayamadım gitti!

Geçen aylarda sinemada başıma geleni anlatayım size:
Benim tercihim olan bir filme gideceğiz. Ama kocam çok hevesli değil, anladım ben, ama yine de kırmamak için geliyor. 
Gittik sinemaya, filmin başlamasına bir saat falan var. Parayı uzattık, filmi söyledik. Kızdan gelen cevap:
- Hanfendi o filme yerler doldu.
- Aa neden yahu?
- E bugün cumartesi, film de yeni girdi... Bitti biletler.
O anda baktım benim adamın suratı aydınlanmış, ben daha ne oluyoruz demeden, o panolardan başka film seçme işine girişmiş bile!
Ve tabii ki tahmin ettiniz, en fantastikinden, en robotlusundan ve en "ne zamandır izlemek istediğinden" bir film buldu ve ona girdik.

Geçen haftalarda ise Hobbit'e gitmeye karar verdik. Ve ben de hevesliydim. Ama neden hevesli olduğumu ve nasıl bir salak olduğumu az sonra anlayacaksınız sevgili okuyucular.
Ben fantastik filmleri sevmememe rağmen Yüzüklerin Efendisi'nin üç filmini de büyük keyifle izlemiştim. 
Bunu hatırlayınca, heveslendim Hobbit için de.
Neyse, gittik sinemaya, film başladı. 
Film akıyor, on dakika geçti, yarım saat geçti ama ben ısınamadım filme, sevemedim, bir türlü içine giremedim. O sırada Gökhan'a şöyle bir soru sordum;
- Tatlım bu film tam olarak ne zamanda geçiyor? 
- Şu şu zamanda geçiyor. E izlemiştik ya birincisini.
- Aa bu ikinci film mi?
- E evet aşkım, birinciyi izledik ya.
- Hayır, ben izlemedim birinci filmi.
- İzledin, beraber izledik.
(İzlemediğimden yüzde bir milyon emindim o anda.)
- Hayır izlemedim. Sen kiminle izledin?!
- Yahu beraber izledik ya.. Hani Bilbo'nun evine doluşuyorlardı filmin başında...
Aaaa! Evet yahuuu.. Vardı öyle bir şey...Eylül'ün dank etme anı! 
- Ay doğruu, şimdi hatırladım! Ama sinemada izlememiştik, evde izlemiştik.
- Hayır Eylül, sinemada izlemiştik.
- Hmm.. E peki o zaman.
Bir de iddia ediyorum balık kadar hafızamla. 
Neyse..
(Bu arada bu görgüsüzler sinemada amma çok konuşmuşlar demeyin, enn arkada ve minicik fısıltımızla konuştuk.:)
Evet, birinci filmi izlemişiz. Ve evet ben sadece filmin başını hatırlıyorum. 
Neden? Çünkü o kadar sevmemişim ki filmi, sonrasında kopmuşum. Ruhumda herhangi bir yer edinemediği için bu film, izlediğimi de unutmuşum!
Ve birinciyi izlediğimi TAMAMEN unuttuğum için de, ikinciye - ikinci olduğunu da bilmeden - hevesle gitmişim!
Vay benim şaşkın kafama!
O üç küsür saatlik film benim için bitmedi de bitmedi yahu! Bir de 3D izledik, yaratıklar falan bir bastı ki bana... Bayılacağım sandım artık sonlara doğru. Kendime şunu dedim: 
Eylül, sen sen ol bu filmi izlediğini sakın ola ki unutma! Unutma ki, üçüncü filme de saftirik saftirik ve bir de hevesle koştura koştura gitme. Sakın yapma bunu Eylül, bir daha sakın yapma!..

İşte orada, o anda karar verdim.
Yeni yıl kararları, numara bilmem kaç: Hoşuma gitmeyen bir filme - kim için olursa olsun - asla vakit ayırmayacağım! Üç saat, müç saat.. Ömrümden gitti mi? Gitti.
Tamam, yetti, bitti.
Kocamla sinemada zevkimizi uyduramazsak o başka salona girer, ben başka salona, çıkışta buluşuruz. Bayılırım zaten sinemada tek başıma film izlemeye ben!

Ev için ise, uzun zaman önce kendim için IMDB'den yaptığım listeleri kocama mail atmaya başladım. Şunu indir, bunu indir diye. Saydırıyorum resmen.

Dün gece, iş güçten sonra film izlemeye karar verdik yine. 
- Filmi ben seçeceğim, dedim. 
- Tamam, dedi. 
Ama on dakika sonra dayanamayıp sordu:
- Ben seçicem diyorsun illa ki?
- Evet, kesinlikle!

Bu filmi seçtim, izledik, ikimiz de çok beğendik. 
Şekilsiz yaratıklara, teneke hissi veren uzay filmlerine, anlamsız gürültü patırtıya bay bay!


Hoşgeldiniz ruhuma işleyen güzel filmler!
Yaşasın Eylül'ün film devrimi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...