Sayfalar

Yeni Yıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Yıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2016 Cumartesi

Plastik Değilim Ben




Seviyorum bu seneyi.
Daha yeni başladık ama seviyorum.
2015'i yaşarken de, 2016'yı beklerken de, hatta ilk saatlerinde hayatımdaki en büyük acılardan birini yaşarken de biliyordum bu senenin çok güzel bir sene olacağını.

Daha ilk günlerinde yazmıştım, "Hissediyorum" diye.

2016 iyi bir yıl.

İyi bir yıl demek hiç ağlamayacağız mı demek? Hep gülüp, neşe içinde şakıyacağız mı demek?
Yoo. Hayır.
Var mı zaten öyle bir hayat?
Kim derse ki ben her anımda mutluyum, uçuyorum, coşuyorum; yalan söylüyordur.
Ya da ruhsuzdur, yapaydır. 
Plastiktir yani.

Ben plastik değilim çok şükür.
Varsa gözyaşlarım, akacak tabii yeri geldiğinde. 
İçimden geliyorsa, atacağım kahkahalarımı.
Bazen ikisi birbirine karışacak.
Şaşıracağım. 
Ve o şaşkınlıkta hayatı bulacağım.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Yeni Yıl, Yeni Hafta


Yeni yıl geldi.
2015 biterayak çok canımızı yaktı, savurdu, dağıttı ama çekti gitti sonunda.
Neyse ki.

2016'yı keyifle, mutlulukla bekliyordum. 
İlk günlerinde - 2015'in son anda attığı kazık yüzünden - bir yandan ruh gibi gezerken, diğer yandan yürekten şükredeceğimiz güzellikler yaşadık. 
Hayatın döngüsü bu, bir yerden alırken, başka bir yerden veriyor.
Bazen çok bariz oluyor bu.
Bazen de görürsen, farkına varırsan. 
Ben genelde farkında olabilmek için elimden geleni yapıyorum.

Oldukça da koşturmacalı geçti son günler. Bedenen de, kafaca da.
Yapılması, yetiştirilmesi gereken işler, verilmesi gereken final notları vs.. vardı.
Bu gece itibariyle hepsi bitti, oh, çok şükür.

Artık biraz dinlenme, gevşeme, ayak uzatma zamanı benim için.
Yeni dönem başlamadan düşünülecek ve programlanacak şeyler, evde düzenlenecek odalar, okunacak kitaplar, izlenecek filmler, kurulacak hayaller ve gündüz vakti kanepede sorumsuzca dalınacak uykular var.

Bunları yaptığım zaman "dinlendim" diyebileceğim.
Ve yapmaya da hemen başlıyorum.


2016'nın iyi niyetle yüreğinizden geçen her şeyi vermesini ve hak ettiğiniz gibi yaşamanızı dilerim.

7 Aralık 2015 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | Sıradışı Yılbaşı Ağaçları

Merhabaaa!
Tatlı Pazartesi'yi yeniden hazırlamaya başladığımdan beri haftaların nasıl da çabuk geçtiğini iyice idrak eder oldum.
Ne ara pazartesi oldu??
:)
Hızlı ya da yavaş, nasıl geçerse geçsin günler ama güzel ve anlamlı olsunlar. Biz de her günümüzü tatlı tatlı yaşamaya çalışıyoruz.
Veee, aralık ayına girdiğimiz için, yeni (yepyeni!), keyifli heyecanlarla dolu bir yıl kapıda olduğu için ve biz pek cici yılbaşı ağacımızı yeni kurduğumuz için, bu hafta Tatlı Pazartesi'nin konuğu "yılbaşı ağaçları" olsun istedim.

Ben, benden umulan ile tezat bir biçimde, geleneksel yılbaşı ağaçlarını seviyorum ve hal böyle olıunca evimizdeki ağacımızı da öyle süslüyoruz. (Sevgili kocam bu klasik tarz konusunda mecburen bana uyuyor. Ona bıraksam ağacı demirden falan yapıp, böyle ledlerle, acayip ışınlarla falan ışıklandırıp süsler, eminim. :))  )

Ben klasik ağaçları seviyorum ama bugün sizinle sıradışı, ilginç, gerçekten değişik ağaç yorumlarını paylaşmak istiyorum. Kimisine ben bile yeşil ışık yakabilirim ama kimisini de mahalleme sokmam. :)

Hadi siz de bir bakın bakalım hangilerini seveceksiniz. 
Beğendiklerinizi ya da nefret ettiklerinizi yorum kısmında benimle paylaşabilirsiniz.

Işıl ışıl, harika bir hafta dilerim! 









30 Aralık 2013 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | Mutluluklar Bizimle Olsun!


Merhabalar!
Bu 2013'ün son Tatlı Pazartesi'si olduğu için istedim ki, eski yıla veda edip yeni yılı kucaklarken, yeni yıl ruhuna uygun görseller paylaşayım. Ağaçlar, noel babalar değil ama...! :)
Hayatın her yerinden keyifli kareler... Ve eminim içlerinden birçoğu sizin için de anlam ifade edecek.
Bol gezmeli, sevmeli, sevilmeli, kocaman sarılmalı, çok çok okumalı, filmlerin içinde kaybolmalı, derin derin hissetmeli, merakla keşfetmeli, keyifle çalışmalı, tatlı tatlı dinlenmeli, sağlıkla dolup taşmalı, huzurla yayılmalı, coşkuyla zıplamalı, yağmur altında dans etmeli, kahve kokusuyla mayışmalı, sıcacık güneş ile cızırdamalı, taaa böyle yüreğimizin içinde hissetmeli bir yıl olsun.!



28 Aralık 2013 Cumartesi

Geliyor Yeni Yıl!


Yeniyıla kaldı üç gün! 
Bitiyor 2013!
Ben her zamanki gibi yeni yıl ruhuma girmiş durumdayım!... Hem hüzün veriyor bana 2013'ten ayrılmak çünkü güzel bir yıldı benim için, bir çok ezberimi bozdum, hem de mutluyum 2014'ü karşılayacağım için.. Çünkü kimbilir neler neler getirecek yeni yıl bana, bize, yuvama, aileme... Ve inşallah ülkeme de!

Amaan yılbaşı da neymiş, ne değişiyormuş ki bir günden diğerine diyenlerden değilim, olmayacağım da. Tabii ki benim de yılbaşı coşkumun derecesi seneden seneye farklılıklar gösterdi şimdiye kadar. Ama ne olursa olsun hep önemli oldu 31 Aralık'tan 1 Ocak'a geçişim...

Ömrüm boyunca türlü türlü şekillerde kutladım yeni yılı... 
Kimi zaman ailem ile sakin yemekler, kimi zaman kız arkadaşlarla sohbetler, bazen hoplamalı zıplamalı, limitsiz içkinin kökünü kurutmalı geceler ve 1 Ocak'a içkiye tövbe ederek girmeli yılbaşları geçirdim. Eğlenceli bir grupla ev toplaşmacası, bol içki, bol tombala, bol kahakaha...

Son yıllarda ise evimizde olmayı tercih ettik hep. Bazen arkadaşlarımızla, bazen başbaşa. Ama hep keyifli!

.. Hadi Giyin Artık Be Adam! ..

Yıllbaşı evde de kutlansa giyime kuşama özenilmeli, dışarıda nasıl giyiniliyorsa evde de öyle giyinilmeli diye düşünürdüm hep...
Yıllar önce Gökhan'la yine evde kutlayacağımız bir yılbaşıydı.. Güzel güzel yiyecekler yapmışız, her şey yılbaşı gecesine uygun. Ben de eteğimi, ince çorabımı,  bluzumu falan giymişim güzelce. Bir yandan da Gökhan'a sürekli Hadi aşkım giyin artık, hadi hadiii.. deyip duruyorum... Adam da altında eşofmanıyla bir ağırdan alıyor ki sormayın... Ay ne giyecekmiş, ay böyle ne kadar rahatmış falan da filan. Yok aşkım, diyorum , bu gece yılbaşı, yeni yıla böyle giremeyiz, özenli olmalıyız...
O kıçını kaldırmadıkça da ben bu sefer Sen yeni yıla değer vermiyor musun, niye önemsemiyorsun, bak ben ne kadar hevesleniyorum sen niye bıdı bıdı bıdı... şeklinde tripler atmaya başlıyorum ve bir süre sonra da içimden eeeh yetti be, sen önemsemiyorsan ben de önemsemem diyerek kendimi yatak odasına atıyorum ve bir hışımla çıkarıyorum üstümdekileri!... Sen giyinmezsen ben de giyinmem işte! diyerek, eteği, çorabı falan çıkarıp, elime ilk geçen eşofman altını takıyorum altıma...
Ve giydiğim o anda, nasıl desem, öyle bir rahatlama geliyor ki üstüme! Kendim bile şaşırıyorum. Halbuki ben sırf ona trip olsun diye giymiştim o eşofmanı, o şekilde karşısına çıkıp surat yapacaktım bir süre.
Ama o eşofman ve verdiği yumuşaklık hissi sanki esir aldı beni o an ve tüm kızgınlığımı alıp götürdü.
Oooh dünya varmış, ne güzel yumuş yumuş. diye düşündüğümü hatırlıyorum. Baston yutmuş gibi gireceğime, rahat rahat, pofuduk pofuduk girerim yeni yıla!

O günden beridir, evde kutluyorsak ve misafir ağırlamıyorsak, en rahatından giysiler giyerim hep. Rahat ama özenli.:)


.. Kaç Kocam, Kırmızı Donun Geliyor! ..

Bir de kırmızı don mevzumuz vardı ki, kocamı her yılbaşı dönemi sinir hastası ediyordum!
Ortaokul zamanlarında birkaç kez arkadaşlarım tarafından hediye edilmişti bana ama gidip de kendim almışlığım  yoktu pek.
Taa ki dört beş sene öncesine kadar. Nereden aklıma esti bilmiyorum ama bir hediye alışverişi sırasında hadi dedim alayım şunlardan bize birer tane. Alması kolay tabii. Giymesi de. 
Peki ya giydirmesi?!

- Aşkım kırmızı don aldım, yılbaşı gecesi giyeceğiz.
- Nasıl yani?
- Uğurdur derler, giyeceğiz.
- Nerden çıktı yahu saçmalama. Allah allaaah...
Yılbaşı günü gelir.
- Aşkım al bakalım giy şunu.
- ?!?
- Aa yok, hatırım için giyeceksin!
- Ay bu ne yahu, babaanne donu gibi, nerden buldun bunu?
- Erkek için bunlar vardı ne yapayım... Hem bak ne güzel noel babalı!
-  Ya saçmala, istemiyorum.
- Hayır giyeceksin.
- Benim giydiğim modellerin kırmızısından bulsaydın bari..
- Bakamadım o kadar, bunları buldum, hadi giyy!
- Öfff, pöfff!

Bu diyaloğu her sene yaşadık. Ve canım aşkım her sene giydi. Ve her sene Ama bak sürekli alıyorsun, sadece bir kez giyiyorum sonra kalıyor, alma artık. dedi, ben de her sene aldım. 
Adam haklıydı . Kendime aldıklarım güzeldi, bi giderleri vardı en azından ama onunkiler hakikaten komikti. 

Geçen yıl almayı unutmuşum. Yokluğunu da hissettmedim. Bu sene de almadım. Eminim canım kocam içinden kocaman bir oooh çekmiştir.

.. Bodrum Yolcusu Kalmasın! ..

Bu yıl hiç yapmadığımız bir şeyi yapacak ve yeni yıla Bodrum'da gireceğiz!...
Nasıl olacak merak ediyorum ve heyecanlanıyorum.
Yıllardır; bikini, parmak arası terlik, güneş yağı, şapka, şort şeklinde sıralanan "Bodrum'a götürülecekler" listem bu sene pek bir tuhaf oldu.
Eldiven, atkı, bere, kalın çorap, kazak, elektrikli ısıtıcı, fön makinesi vs...

Ayrıca evi bu arada su mu başmıştır, ne olmuştur hiç bilemiyoruz. Normalde yazın gittiğimizde kapının altından nasıl oluyorsa uçuşup giren otlar, yapraklar ve yokluğumuzda evde parti yapan börtü böcek ve örümcek aleminin sızıp da sona kalmış üyeleri karşılardı bizi. Biz gelince kaçışırlardı tabii. Eylül abla nasılsa bize zarar vermez rahatlığıyla yatağımdan çıkmış bir çıyan bile var!...
Neyse. Bunları düşünmeyeyim şimdi. Kırkayaklar, örümcekler bize yılbaşı süprizi yapmayı planlamıyorladır umarım diyerek kapatayım bu konuyu.

.. Anlamlı Yaşa, Tadını Çıkart ..

İşte bizde durumlar böyle.
Sizleri bilmiyorum ama benim yeni yıl için bir sürü dileğim var. Hem de her senekinden daha fazla. Ve tabii ki bir sürü de yeni yıl kararım.
Ama bu kararlarımın içinde en önemlisi şu; HAYATI ANLAMLI YAŞA!

Birçoğumuz yok iş güç, yok çoluk çocuk, yok şu sorun, yok bu bilmemne diyerek hep anları kaçırıyoruz!.. 
Geçenlerde Pinterest'te bir söz okudum, tam da aldığım bu karara cuk oturuyordu:

"One day your life will flash before your eyes. Make sure it's worth watching."

"Bir gün hayatınız gözlerinizin önünden geçecek. Seyredilmeye değer olduğundan emin olun."

Geri dönüp hayatımızı seyretmek için hayatımızın sonuna gelmemiz de gerekmiyor. 
İki yıl sonra, beş yıl sonra ya da on, yirmi yıl sonra şöyle bir geri dönüp o zamana kadarki hayatımızı seyretmek istediğimizde, gözümüzün önünden geçenler bizi mutlu edecek mi? İşte bu çok önemli.

Hayatımız  anlardan oluştuğuna göre ve hiçbirimiz sonsuza kadar burada kalmayacağımıza göre, her anın gerçekten kıymeti büyük. 
Öylesine gelip geçmesinler.
Çünkü öylesine gelip geçen anlar o kadar fazla yer kaplıyor ki hayatımızda, onların değerini bilip, keyfini çıkarabilirsek, onları da özel anlara çevirip çok daha mutlu olabiliriz böylelikle.


Bu, 2013'ün son yazısı. 
Koca bir yıl boyunca yazılarımı okuyan, beğenen, beni "Yazılarını çok seviyoruz!" diyerek motive edip yüzümü güldüren tanıdığım, tanımadığım hekese çok teşekkür ederim! İyi ki varsınız!
Umarım hepnizin 2014 dilekleri gerçek olur!

Her anınızın anlamlı geçeceği harika bir 2014 dilerim!


Fotoğraf: Gökkuşağı Dosyası

7 Aralık 2013 Cumartesi

Sıcak Aralık ve Sevgili Ağacım






























Bu sene de nihayet sevgilime kavuştum!
Birbirimizden on bir  ay boyunca ayrı kalıyoruz. Bu süre içinde ben hayatımı yaşarken, değişik zamanlarda, değişik keyifler tadarken, zavallı sevgilim gardrobumuzun tepesinde tozlana tozlana benim onu hatırlayacağım ve aşağıya indirip  hayatımın baş köşesine oturtacağım zamanı bekliyor!
Yani aralık ayını.
Evet, sevgilime kavuştum; biricik çam ağacıma!
Ve tabii ruhumdaki uslanmaz yılbaşı coşkusuna!
İlkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerini çok severim. Hiç hoşlanmadığım buz gibi kış mevsiminin içinde ise sadece aralık ayını severim, o da tamamen yılbaşından dolayı!
Küçücük bir kız çocuğu olduğum zamandan beri yılbaşı dönemlerinin hastasıyım.
Zaten ruhunda hat safhada pofudukluk olan, kinestetik, son derece dokunmatik ve dibine kadar mod insanı bir kişi olarak, yılbaşı sürecinin ışıltısına, sıcaklığına, burnuma gelen kokusuna ve coşkusuna bayılıyorum.
Hal böyle olunca da sevgili ağacımla kavuşma anlarımız pek tatlı oluyor!

.. O Eski Ağaçlar ..

Uzun yıllar evvel, ben ortaokul - lise çağındayken, korudan gerçek çamlar alırdık. Köksüz alınca zavallı ağaç ölür giderdi, köklü aldıklarımızı da tutturamadık bir türlü. Hatırlıyorum, bir tanesinin toprağını daha biz dikemeden böcekler basmıştı ve o böcekler evin içine firar etmeye başlamışlardı... Ağaçlardan biri ise dallarında karları ile gelince annem o kadar fena olmuş, o kadar üzülmüştü ki, o, canlı aldığımız son ağaç oldu. Bir sonraki sene güzel bir seçim yapıp şu anki yapay ağacımızı aldılar.

Ailemle yaşarken ağacı kurmak, süslemek benim görevimdi. Ve tabii ki çok ama çok büyük bir zevkle icra ediyordum bu görevi. Bizimkiler de hazır süslenmiş ağacın keyfini çıkarıyorlardı.
Kendi evime geçince, minik bir yapay çam aldım, onu süsledim birkaç sene. Sonra baktım bizimkiler büyük çamı süslemez oldular. Eh Eylül hallediyordu tabii o işi.. Ben gidince koca ağacı süslemeye üşenir oldular. 
Ve tabii ki bu benim işime geldi, süslemiyor musunuz, eh iyi madem, hooop, güzel ağaç anında hacı!

.. Zorlama Kocayı ..

Dediğim gibi, yılbaşı öncesi haftalar benim için sıcacık, yumuşacık zamanlar. Evde noel şarkıları çalsın, mumlar yansın, her şey pofuduk olsun, ruhlar coşsun vs...
Kocama gelince.. O da seviyor noel zamanını ama belli bir seviyede!
Benim günlerce sıkılmadan dinleyebileceğim noel şarkılarını ona üç saat dinletsem, vücudunda kimliği belirsiz kaşıntılar, lekeler oluşmaya başlayabilir!
Ya da benim büyük keyifle izlediğim bazı noel filmerinin sadece fragmanı bile ona yeterli(!) gelebilir.:)
Ağacın tümünü beraber süslemeye kalksak onuncu dakikada beli ağrımaya başlar, bundan eminim! 
Bu nedenle onu çok ellemiyorum, kendi haline bırakıyorum.
Ama hakkını da yemeyeyim, çünkü bu sürecin keyiflerini birlikte paylaşıyoruz yine de. 
Beraber kuruyoruz ağacı, ayağa dikiyoruz. Sonra ben ışıkları takıyorum. Ardından bize keyif veren ritüele geliyor sıra: ilk topu takmak!.. Ağacın ilk topunu dilek tutarak birlikte takıyoruz.
Sonra ben onu azad ediyorum, gidiyor odasına. 
Ve o anki moda uygun müzikerimi dinleyerek süslüyorum ağacımı.
Hemen ardından sevgili  kocam yine dahil oluyor olaya: Işıkları yakma merasimi!
Evi karartıyoruz ve biiir, ikiii, üüüç diyerek ağacın ışıklarını yakıyoruz!
İşte bu çok mutlu ediyor bizi, sonra da karşısına geçip büyük keyifle seyrediyoruz.
O nedenle, varsın noel şarkılarından sıkılsın ya da ağacın tümünü süslemeye üşensin, sıkıntı yok... Çıkan sonucun tadını beraber yaşayabilmek de çok güzel.

.. Dingildeyen Ağaç ve Faik Eklentisi ..

İşte bu yıl da aynen bunları yaşadık.
Ama birkaç farkla.
Eski yıllarda da ağacın ayağını zor monte ederdik ama bu sene vidalar iyice pert olmuş. Koca ağaç dingil dingil duruyor. Şöyle sağa yatayım, sonra da koltuğa devrileyim der gibi hareketler yapıyor. Ben de ara ara gidip elle ittirip kaktırıyorum düz dursun diye. Yani kocamın deyişiyle; iman gücüyle ayakta duruyor zavallı!

Bu yılın diğer farkı ise; hala yuva bulamadığımız sevgili yanaşma Faik'imiz ve onun ağzının uzanabildiği her ama her şeyi çekiştirme, kapıp kaçırma, çekip koparma huyu ve bu huy ile üstü süslerle dolu (ve üstelik devrilmeye meyilli) çam ağacının birleşiminden nasıl sonuçlar ortaya çıkacağı endişesi! Öf, amma uzun cümle oldu. Ama anladınız siz. (Anladınız değil mi?:)

Evet, bu endişeleri bir kenara bırakırsak, artık aralık ayını yaşamaya hazırız!..

Ben bu coşkumu kaybetmek istemiyorum. Zaten hayat zor, hayat acımasız, hayat adaletsiz çoğu zaman. Kendi dünyanda, yuvanda istediğin kadar mutlu ol, eğer azıcık duyarlıysan şu hayatta, seni uyutmayacak kadar üzücü milyon tane şey radarına takılıyor her gün. 
Bu nedenle mutlu kalabilmek ve mutlu edebilmek için, hem kendimize hem de çevremize faydalı olabilmek için, bize iyi gelen şeylere sımsıkı tutunabilmek lazım.

Bu nedenle, hiç sevmediğim kış ayında gönlüme sıcaklık veren aralık ayını yaşamak beni mutlu ediyor.

Nihayet tamir edilen pikabımdan Elvis dinlemek, kocamla battaniye altında, ağacın loş ışığında film izlemek, sıcak çikolata içmek... Kanepeye yayılıp kitap okuyarak uyuyakalmak, örgü örerek sevdiğim dizileri izlemek, kuzucuklarımla oynamak, ertesi gün yapacaklarımı düşünmek, hayatımı düşünmek, dilekler dilemek, geçmiş yılı düşünmek, gelecek yıl için heveslenmek...
Bunları seviyorum!

Ve hepinize keyifli, sıcacık bir aralık ayı diliyorum!

31 Aralık 2012 Pazartesi

Sevgili 2013!


2013 hepimize bol şans, sağlık, başarı, huzur, mutluluk, sevgi ve çok çok çok güzel günler getirsin! Tüm dileklerimiz kabul olsun! :)

2013 HARİKA BİR YIL OLSUN! :)

10 Ocak 2012 Salı

Yeni Yıl Karar(sızlık)ları




























Yeni yıl, yeni kararlar alma zamanıdır. En büyük motivasyon, şevk ve güç yılın bu zamanında gelir yapışır insana. Hani öyle ki, yeni planlar yapmayanı döverler.

Aralık, planların yapıldığı ay; ocak ise bu planların uylulanmaya çalışıldığı aydır. 

Şubatın başında kendini gösteren gevşeme hissi, bu ayın sonunda yerini Amaaan neyse yaa, sonra yaparım ben bunları.. Önümüzdeki ay yine denerim. Ya da önümüzdeki sene. Ya da bir sonraki sene.. Neyse işte, ölmeden önce bir gün.. şeklinde kendini kandırmacalara bırakır. 

Mart ise hafıza kaybının yaşandığı aydır. 

Yeni yıl kararları mı? O da ne yahu, ben öyle bir karar almadım ki! Allah allah hiç hatırlamıyorum!

Çoğu kişide durumun böyle olduğuna eminim. 

Ama ben böyle değilim. Hiç olmadım.

Bana aferin mi? Tabii ki hayır.

Zira ben değil marta; şubata bile varamadan, daha ocak ayının başında hafıza kaybı evresine geçen insan türündendim.

Ve her sene, uygulanamayan aynı kararları tekrar tekrar listeye sokan ve yine yine yine çuvallayan azimli kişiydim. 

Bu konuda aferini hak ediyorum ama. Çünkü koca dünyada değişmeyen tek bir şey kalmadı ama benim birkaç tane yeni yıl kararım demirbaş gibi kazık çaktılar listeme. 

Yok, olmuyor, sen bunları beceremiyorsun demek de yok! Yeni yılın ruhuna aşık bir kişilik olarak, her seferinde yeni bir umutla yazıyordum aynı birkaç maddeyi. 

Artık kalem bile ezberledi ne yazacağımı, ben elimi kaldırmadan o yazmaya başlıyordu neredeyse!

Ama bu sene, nihayet, yetti beah! moduna geçtim. Çünkü baktım olacak gibi değil. 
Resmen sıkıldım kendimden. İşin rengi, azimlilikten salaklığa kaymaya başlar gibi yaptı. Hatta kaydı diyelim.

O birkaç maddeyi önüme koydum. Ben bunları neden yeni yılda uygulamaya başlayayım ki dedim. 

Belli ki bu ocak ayı ile bizim yıldızımız barışmıyor, mayamız tutmuyor kardeşim. Ocak oğlu ocakta ne varsa, benim bu kararları uygulamama engel oluyor, ayağıma çelme takıp duruyor!

Hal böyle olunca, sen misin bana mani olan, bak ben sana ne oyun yapacağım dedim.

Ve normalde yeni yılda uygulamaya başlayıp da çuvalladığım bütün o maddeleri, eski yıldan uygulamaya başladım!

Böylece o maddeler benim yeni yılda yapacağım şeyler olmaktan çıktı; yeni yıla yapıyor olarak girdiğim şeyler halini aldı!

Ve oldu! 

Döngüyü kırdım. Onları listenin demirbaşları olmaktan kurtarıp, hayatımın parçaları haline getirdim. 
Sevgili yeni yılıma da bu kararlarıma çoktan alışmış olarak merhaba demiş oldum. 

Kapı arkasında ayağıma dolanmayı bekleyen ocak ayını da epeyce şaşırttım! Ağzı açık bakakaldı.

Kesinlikle tavsiye ederim. 

Doğum günümden sonra 50 kilo olacağım demeyin. Doğum gününüze 50 kilo girin. Ya da bilmemne tarihinden itibaren pozitif düşünmeye başlayacağım demeyin, o tarihte çoktaaan bunu başarmış bir insan olun. 

En azından deneyin. 

Yoksa bu maddeler çok fena demirbaş oluyor ve ciddi şekilde ağrı, ağırlık, kaşıntı, bulantı, baş dönmesi halini alabiliyor!

Demedi demeyin.


Fotoğraf: Gökkuşağı Dosyası

27 Aralık 2011 Salı

Küçük Kız, Yılbaşı ve Ben






























Yedi ya da sekiz yaşındaydım sanırım. Yaşımdan emin değilim belki ama o kareyi o kadar net hatırlıyorum ki!

Akşam vakti, babamın kapıdan içeri girişini. Koridorda duruşunu. O cırt yeşil, küçük çam ağacını elinde tutuşunu. Dünyaların benim oluşunu!.. 

Babamdan çam ağacı almasını ben mi istemiştim yoksa o mu süpriz yapıp getirmişti pek hatırlayamıyorum. Zaten bunun bir önemi de yok. Önemli olan benim o anki inanılmaz coşkumdu. O zamanlar bu kadar çok yılbaşı süsü yoktu piyasada. Ben de evde elime ne geçirdiysem asmıştım minik ağacıma. Tepesinde ipli süsleri olan kalemlerim de dahil... 

İşte o minik ve cırt yeşil çam ağacı hayatımda yepyeni bir dönem açtı. O günden sonra aralık aylarının benim için anlamı değişti. Senenin son ayı benim için coşkulu ve sıcacık bir zaman tüneline dönüştü. Zihnim renk renk ışıklarla, kalbim her tür umudun kokularıyla doldu.

Yılbaşına hazırlanmak kadar keyifli bir şey daha yoktu benim için.  Mesela ortaokulda iken yılbaşı hediyelerimi almak için, kendi hazırladığım ve üstünde kiliseye yardım yazan kutum ile anneme, babama ve hatta eve gelen (yakın)  misafirlere yapışırdım. Onların kutuma attığı paralar ile de yine gidip onlara hediye alırdım. Ne rezilmişim.:) 





























Seneler geçtikçe ve o minik ağacı süsleyen küçük kız  büyüdükçe evin ağaçları da büyüdü, süsleri çeşitlendi. Bir genç kız olarak o süsleri asarken bana mutlaka müzik eşlik ederdi. Bazen bir bardak bira ya da sıcacık kahve.  Ama illa ki hayaller!.. Senesine göre değişen sıcacık ve yeni yılda gerçek olması yürekten dilenen hayaller!


İnsan büyüdükçe ve hayatın her yüzü ile karşılaştıkça masalsı dünyalardan uzaklaşıyor. Bir günde insanın hayatı mı değişecek düşüncesi hakim oluyor, yeni yıl denince. Ağaç süslemek ve her türlü yılbaşı cıvıltısını yaşamak küçük kardeşlere ve çocuklara devrediliyor genelde.

Ama bu bende asla olmayacak!

Ben her türlü coşkusu ve ışıltısı ile yüreğimde ve evimde yılbaşı atmosferini yaratmaya devam edeceğim. 
Ağacımı kocaman umutlarla süsledikten sonra evi karartacağım ve 1-2-3 diyerek ışıklarını yakacağım!
Karşısına geçip sıcak çikolata içeceğim. Sevgilime sarılıp, oğlumla halıda tepişeceğim. 

1940'lara, 50'lere ait upuzuuun noel şarkıları listemi aralık ayı boyunca döndüre döndüre dinleyeceğim!..  Ve o müziklerle duygulanacağım ve kocaman kocaman gülümseyeceğim...
Mumlar yakacağım. Kurabiyeler pişirip evi mis gibi kokutacağım!  
Son zamanlarda yapamadım ama bundan sonraki yılbaşı dönemlerinde bol bol geyikli kazaklar giyeceğim!

Yılbaşı temalı filmler izleyip keyifleneceğim.
Yılbaşı kartları alıp evin her yanına koyacağım, çorapları kitaplığıma asacağım! 
Kar kürelerini sallayıp, içinde uçuşan bembeyaz parçacıklara dalıp  çocukluğuma, genç kızlığıma, bugünüme ve yarınıma gideceğim. Kar kürelerini hep seveceğim!

Çam ağaçlarının bile artık metalik olduğu şu dönemde, inadına en gelenekselinden yılbaşı renklerine boyayacağım dünyamı! 

Bunların hepsini yapmaya devam edeceğim, çünkü 7-8 yaşındaki minik kız ile aramda bu denli ortak hisler olması çok hoşuma gidiyor. O coşkuyu koruyabilmek, hayata ve olgunluğa kaptırmamak beni mutlu ediyor.

Her yaş ve dönem kendi güzellikleri ve mutlulukları ile geliyor tabii. Ama çocukken yaptığımız kaç tane şeyi bu yaşımızda da aynı coşku ve mutluluk  ile yapabiliyoruz ki?

Bir sayın bakalım, kaç tane bulabileceksiniz.

Siz saymaya çalışırken ben de limonlu yeşil çay eşliğinde Joy to the World dinliyor olacağım...:)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...