Sayfalar

6 Şubat 2012 Pazartesi

Dört Mevsimin Tadı




Günlerdir durmaksızın yağan, ortalığı kapkalın, bembeyaz bir örtüyle kaplayan ve yağarken benim içimi de sızlatıp donduran kar nihayet eridi, gitti. 

Dün sabah sokağa adımımı attığımda beni çok mutlu eden şey ise sadece karın olmaması değil; havanın bahar tazeliği taşıyan yumuşacık hali, mis gibi kokusu ve her yere pırıl pırıl yayılmış olan güneş ışıklarıydı.
Bir çok kez olduğu gibi yine, dört mevsimi yaşayabilen bir ülke olduğumuz için şükrettim. 

Bazen kutupları falan düşünüyorum da; oradaki insanlar sürekli karla yaşamaya, yeşilsiz bir dünyada her şeyi bembeyaz görmeye nasıl tahammül edebiliyorlar? Bu aynılığa dayanabilecek çok güçlü bir psikolojileri mi var yoksa sürekli bu beyaza ve soğuğa maruz kaldıkları için psikolojileri genetik olarak bizimkilerden farklı mı gelişmiş?
Alışmışlardır diye düşünüyorum tabii ama buna nasıl alışılır?

Kışın bence tek güzel yanı ardından baharın gelecek olmasıdır. Baharın hayali ile yaşamaktır.
Zaten hayatımız bütünü ile bundan oluşmuyor mu? Yaşamımız da aslında mevsimlere ayrılmış değil mi?

Açlık hissi çekmeseydik, yemek yemek bu kadar keyif verir miydi bize?..Ya da tersinden bakalım; yemek yiyeceğimizi bilmeseydik, açlığa dayanabilir miydik?

İki gün uykusuz çalıştıktan sonra kafamızı koyduğumuz yastık ve şöyle tüm kaslarımızı gevşeterek kendimizi bıraktığımız yatağımız çok daha yumuşak ve rahat gelmiyor mu bize?

En tatlı başarı; zor kazanılmış olan, en güzel aşk; öncesinde biraz süründürüp biraz da ağlatan değil mi?
Yürüdüğümüz yol ne kadar taşlı ise, vardığımız hedef o kadar mutlu etmiyor mu bizi? Ya da hedefimize varmanın hayali ne kadar tatlı ise, o derece şevkle yürümüyor muyuz o yolda?

Her çalışma döneminin bir tatili, her yorgunluğun bir dinlenmesi var. Her göz yaşının bir kahkahası, her yaranın bir kapanışı var.
Her soğuğun bir sıcağı, her sıcağın bir tatlı esintisi var.

İşte biz buna umut diyoruz. Ruhumuzun irili ufaklı binlerce umudu. Hayatımızın, birbiri ardından gelen mevsimleri.

Ve özlem. 

Yazı yaşamak güzeldir ama onu hayal etmek ve özlemek de en az onun kadar güzeldir.
Kalın paltolarımız içinde ısınmaya çalışırken, tiril tiril elbiselerimizi özlemek. Güneşin omuzlarımızı kızdırmasını, ayaklarımızı suya sokmayı, denize atlamayı, kumsalda uyuyakalmayı, tuz kokusunu, bahar çiçeklerini, güneş altında keyif yapan kedileri, patlıcan kızartmasını, yıldızlı geceleri özlemek...

Kutuptakileri bilemem ama baharı olmayan sonsuz kışlar yaşamak kesinlikle bana göre değil. 
Ve bu yüzdendir ki Yeni Türkü'nün Fırtına şarkısına bayılırım. O malum sözleri duyduğum her sefer mutlaka gözlerim dolar ve içim umutla coşar:

Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar
Hayat yeniler bizleri
Geçse de yolumuz bozkırlardan
Denizlere çıkar sokaklar

Evet.. Yağmur yağar. Ardından güneş açar.
Kim bilir, daha fazla gülümseyebilirsek belki gökkuşağı da çıkar!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...