Sayfalar

22 Eylül 2012 Cumartesi

Bitez Bit Pazarı'na Gel!


Semt pazarları ile ilgili konu açıldığında Ayy ben asla pazardan bir şey almam, giymem, hatta bakmam bile, çok banaaal, klasım bozuluur mu diyorsunuz? Yoksa pazar gezmeye bayılıyor, üçe beşe müthiş bir şey bulduğunuzda keyiften dört köşe oluyor ve o tezgahları havalara ata ata karıştırmaya bayılıyor musunuz?
Valla ne yalan söyleyeyim ben ikinci gruptayım ve hatta zaten birinci gruba dahil bir arkadaşım da yok. (Çok şükür.)
Ben pazar gezmeyi aslında süprizlerinden dolayı seviyorum. O yığınların içinden acaba neler çıkacak merakı, vaay bunu bu fiyata nasıl aldın dedirtecek şaşırtıcı ürünler bulma isteği. Her gittiğimde yeni ve daha önce görülmemiş bir şeyler bulma hevesi.

Ama Bodrum'da gittiğim pazarlar - yiyecek bölümleri hariç, onlara bayılıyorum - beni mutlu edemiyor. Turistlere yönelik, markaların çakmaları tişörtler, kotlar, çantalar ya da her hafta birbirinin aynısını gördüğüm elbiseler satıyorlar. Yes please yes please diye bağıran çocukların arasında gezerken, bana süpriz yapacak, ilginç ürünlerle dolu olan, üstüne abanıp karıştıracağım, hadi teyze elindekini bırak da ben kapayım diyeceğim bir tezgah bulamıyorum. Ama mesela Bodrum merkezin pazarına gitmeyeli yirmi yıl olmuştur. Belki orası güzeldir, bilemem. (Niye gitmedim sahi? Unuttum herhalde varlığını, bu sene bir uğrayayım.)

Şimdi sözünü edeceğim pazar ise diğer hiçbir pazara benzemiyor. Ne markaların çakmaları satılıyor bu pazarda, ne de basmakalıp, birbirinin aynı ürünler. Hatta benim çok sevdiğim abanma tezgahlarından da yok burada. Ama ben bayılıyorum bu pazara.

Çünkü burası bir BİT PAZARI!

Yazının başında bahsettiğim kadın tiplerinden birinci gruba dahil olanlar, daha adını duyunca bile kaçışabilirler. Onlara güle güle deyip devam ediyorum.
Evet burası ikinci el yığınla eşya ve giysinin satıldığı bir pazar. Çoook uzun yıllardır her pazar günü Bitez'de kuruluyor. Bit pazarı ruhunu sevenler tarafından gayet iyi bilinen ve sezonda bolca da ziyaretçi çeken bir pazar zaten. Tezgahların başında genelde Bodrum'da yaşayan ya da sezon boyunca kalan çok tatlı hanımlar ve beyler oluyor, kimisi kendi evlerinden ya da yaşamlarından çıkan çeşit çeşit eşyayı satışa sunuyor, kimisi de tanıdıklarından, eşten dosttan topladıklarını. Ortak nokta; hepsi ikinci el.  Kimisi yılca yeni, kimisi ise gerçekten eski, tam anlamıyla vintage ürünler. 







Yüzlerce ve çeşit çeşit! Ve tam benlik çünkü süprizleri hiç bitmiyor. Pazara adımınızı attığınız andan itibaren karşınıza ne gibi bir süpriz ürün çıkacağını bilmiyorsunuz. Her hafta yeni bir şeyler ekleniyor. Gerçek çapullara da rastlıyorsunuz bolca ama onların varlığı da ortamı şenlendiriyor, pazarın ruhunu renklendiriyor bence. Bazıları çok eski ve hırpani, bazıları çok az giyilmiş ve temiz, bazıları da belki hiç giyilmeden dolapta beklemiş acayip güzel giysilere rastlayabiliyorsunuz. Ve bunların bazılarını iki lira gibi, üç lira gibi tuhaf fiyatlara alabiliyorsunuz.

Elli kuruşa, bir liraya onlarca parmak arası terlikler (bunlar biraz hırpani ve genelde 39-40 numara oluyor) ya da 5 liraya tertemiz harika sandaletler bulabiliyorsunuz. Çeşit çeşit çantalar, yine üçe beşe. Ben mesela o kadar güzel ve temiz çantalar buldum ki zamanında orada, şimdi her gittiğimde gözlerim fellik fellik çanta aranıyor. 
Antikalar dersen çeşit çeşit düşebiliyor. Çok eski, tamamen vintage ürünler. Ya da ilginç, muzip objeler, oyuncaklar, eğlencelikler. Hangi birine bakacağını şaşırıyorsun.



Çok ünlü bir markanın el yapımı ayakkabısını getirmiş mesela bir kız, yüz liraya satışa koymuş. Gerçekte kimbilir kaç para.

Annem beş liraya bir gözlük almış, çerçevesini beğenip. Gözlükçüye götürmüş cam taktırmak için. Buna yeni cam takmayalım demiş adam. Neden? demiş annem. Çünkü bu orjinal Chanel, çok iyi bir gözlük, orjinalliğini bozmayalım demiş. Buyur buradan yak.
El yapımı bir vitray avize bulduk mesela 35 liraya, gerçekte kimbilir kaç yüz liradır.
Nefis bir satranç takımı bulmuş teyzem yirmi liraya. Bir taşı eksik. Kuzenimi aramış ister misin diye. Taşı eksik olunca istememiş benim kuzen. Bir hafta sonrasında biz gittik, yoktu satranç takımı. Hemen kapmışlar tabii. Bırakırlar mı.
Zaten işin keyfili ve heyecanlı yanı da bu. Buldun mu kapacaksın. Tek çünkü. Düşmüş oraya ve bir eşi daha yok. Gitti mi gider. Alırsan şanlısın.

Mesela bir piknik seti aldı annem bize on beş liraya, sevgilim görünce aşık oldu, başından ayrılamadı. Bu kadar mı sevimli, bu kadar mı romantik olur bir set! İçinde tabakları, çatalları, tuzluğu, biberliği, termosu, kaplarıyla nefis bir çanta! Ben de çarşıdan kırmızı- beyaz kareli bir piknik örtüsü satın aldım ve sevgilim bana hayatımın en güzel, en romantik pikniğini yaşattı o set ile. On beş liraya, belki de ömür boyu defalarca kullanacağımız bir mutluluk sahibi olduk.




Dergiler, kasetler, kitaplar dersen çeşit çeşit bulabiliyorsun. Kitaplar korsan değil, ikinci el ve çok uygun fiyata. Ama adam zamanında korsan aldıysa bilemem tabii. Yine de bandrolünü, bandrolü yoksa baskı kalitesini kontrol etmek, ikinci el de olsa korsana el sürmemek lazım.
Sevdiğiniz dergilerin eski sayılarına, plaklara, acayip mutfak aletlerine, tuhaf tuhaf elektronik cihazlara kadar her şey var. Hatta tezgahın biri asma yapraklarını doldurmuş koca bir kavanoza, onları bile satıyordu.











Aslında benim bu pazarda şu var, bu var demem kadar saçma bir şey olabilir mi? Bu pazarda ne zaman ne olacağı hiç belli olmuyor ki! Her an her şeye, her türlü ilginç ve beklenmedik şeye rastlayabilirsiniz. 

İyisi mi gidin siz. Bazı haftalar daha da ilginç şeyler düşmüş oluyor, öyle bir haftaya denk gelirseniz iyice yaşadınız. Bir de, tazgahın genel havası paspal ve bakımsızsa aldanmayın, yine de inceleyin. Ne çıkacağı hiç belli olmuyor.
Sabah erken gidin, başkaları cicileri kapmadan. Ama benim gittiğim haftalarda değil. O haftalarda mümkünse evden çıkmayın, hepsini ben kapayım. :) 

Gezmenizi bitirince pazarın hemen girişindeki kafeye oturun. Koskocaman köfteli sandviçinizi yiyin. Benim gibi köfte yemeyenler için aynı koskocamanlıkta kaşarlı tost da var. Çayınızı da için, bir yandan da aldıklarınızı serin masaya, keyifle seyredin.

Umarım gönlünüze göre parçalar yakalarsınız. 
Pazar günü de kapıda. Benden söylemesi.
Bodrum yönünden geliyorsanız solda, Turgutreis yönünden geliyorsanız sağda Bitez kavşağı var. Girin, aşağı yukarı 300 metre kadar düz gidin, sol tarafta göreceksiniz pazarı. 
Şunu da ekleyeyim; sıcak bir günde gidecekseniz başınızda mutlaka şapka olsun yoksa pişersiniz! 

İyi gezmeler, iyi keşifler.

Fotoğraflar: Gökkuşağı Dosyası

6 yorum:

  1. Bit pazarlarına bayılıyorum! keşke daha önce haberim olsaymış, bir daha ki sefere gitmeden dönmem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pembe Vosvos, mutlaka gitmelisin, pek keyifli oluyor. Aynı gün, yani pazarları, Turguteis pazar alanında da bit pazarı kuruluyor, Bitez kadar büyük değil ama o da keyifli. Tavsiye ederim. :)

      Sil
  2. Bodrum da yaşıyorum ama hiç bişeyden haberim yok �� bu pazarlar hangi günler de kuruluyor acaba

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merve Ergün, insan genelde dibindekinden bihaber olur zaten. :))
      Pazar günleri kuruluyorlar. Bitez'deki kışın da kuruluyor diye biliyorum ama Turgutreis'tekinden emin değilim. Muhtemelen o da kuruluyordur.
      Sevgiler.

      Sil
  3. Çok teşekkür ederim iyi geceler :)))

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...