Sayfalar

12 Mart 2016 Cumartesi

Vodafone, İlhan Duman ve Paranoyak Eylül





Şu numarayı aramayın dolandırıcılık, bu numaraya geri dönmeyin kucaklıyorlar diye korkutulup durmaktan, az daha icralık oluyordum yahu!! 

İlhan Duman diye bir numaradan gelen ve "Vodafone borcunuzu ödeyin bıdı bıdı bıdı, hemen şu numarayı arayın bıdı bıdı bıdı" diyen mesaja, 
"Benim Vodafone'um mu var salak? Pis dolandırıcılar! N.h ararım sizi. Hadi oradan!" edalarında tepkiler verip, anında sildikten sonra, bir daha buradan haftalar boyunca gelen tüüüüm mesajları da okumadan direkt sildim! 
Sonra dün yine "Vodafone borcunuzu ödeyin, takibe alınacaksınız, tüm banka kartlarınıza bloke konulacak" diye bir mesaja "pehhh" yapacakken, kocam: "Bu İlhan Duman dolandırıcılık değilmiş, Vodafone'un gerçek avukatlık şirketiymiş. Ama bazı kişilere yanlışlıkla mesaj gidiyormuş, herhalde sana da o şekilde geliyor. Sonuçta senin Vodafone hattın yoktu." dedi. 
"Hee evet yoktu..." dedim. 
Sonra aynı anda ikimize de bir aydınlanma geldi, durduk, birbirimize baktık ve: "Aaaa bi ara Vodafone internet kullanmıştın sen!!" dedi kocam.
Sonrasında gelişen diyaloğumuz:

Ben: Aa evet. Bir iki ay kullanıp kapattırmıştım. .. Kapattırmış mıydım yahu?
Kocam: Gir bakayım maillarına, şu mesajdaki hat numarasını arat.

- Aratıyoruz. Ve bingo! Gerçekten varmış öyle bir internet hattım. -

Ben: Kapanmadı mı bu yaa noluyoruz?
Kocam: Kapanmıştı ama borç mu kaldı ki?
B: Az bi şey kaldıysa belki...
K: Ben internette okudum, insanların 10 TL'lik artık borçları 50.000 TL falan olmuş.
B: Neeeeeyyyy???!!!
K: Yani öyle yazmış birkaç kişi..
B: Sen beni öldürecek misin be adam? Nasıl olur o kadar?
K: Olabiliyormuş. Hem o kadar olmasa bile bak bankalara bloke diyorlar...
B: Allahım allahımmm bayılazaaaam!
K: Bi de avukatlık parasını da bindirirler bize, o da var.
B: Ya senin bana garezin mi var gece gece, niye böyle şeyler söylüyorsun??
K: Neyse dur yarın arar öğreniriz.
B: ...........
K: Birkaç bin lira bir şey çıkarsa da çok fena olur... Neyse...
B: Yaa olur mu öyle şey, çıkmaz, çıkmasınn durup dururken! Ay fena oluyorum!
K: Yarın arar sorarız.
B: Taksit yapsalar bari.
K: Öğreniriz arayıp.
B: Borcu öteleseler bari.
K: Konuşunca sorarız canım.

Bunları konuşa konuşa oldu mu sana benim kafa duman!
İnternetten araştırıyorum, herkes "Adamları aradık bize çattılar, saygısızlar, şöyle böyle..." diye yazmış, iyice tırstım mı ben!

Bugün öğlen kahvaltı edip, kahveleri içip kendimize geldikten sonra ilk işimiz İlhan Duman Avukatlık Bürosu'nu aramak oldu. Hatta kocama, "Bunlar ters konuşuyormuş Gökhan, bana atar gelir şimdi, sen konuş" dedim, o aradı böylece. Ben de kulağımı yapıştırdım dinliyorum.

Gökhan: ..... Eşime mesaj geliyor. Borç varmış. Nedir bu durum, biz öyle bir şey hatırlamıyoruz.
Kız: Bakıyorum... Bakıyorum. Hmm evet, 64 TL borç gözüküyor beyefendi.
Gökhan: 64 mü? Nereden?
Kız: Kapandıktan sonra fatura çıkmış, ödenmemiş. Onu öderseniz dosyanız kapanır.
Gökhan: Sadece 64 TL mi? Faiz falan?
Kız: Faiziyle 64 TL zaten beyefendi. Normalde 50 TL imiş.

- Arka planda ben: "Alllaaahh! Oyyy! Yırttık elli binden, bilmemkaç binden! Ohh şükürler olsun!" diye zıplıyorum! -

Gökhan: Tamam ödeyip kapatıyoruz. Yalnız bakın sizden gelen bu mesajlar dolandırıcılık gibi anlaşılıyor, sırf bu yüzden eşim hepsini okumadan silmiş! Bu konuyu da dikkate alırsanız seviniriz.
Kız: Öyle mi? Peki efendim vs... 

Evet öyle arkadaşım! 
Çocukken bize ne derlerdi: "Yabancıların verdiği hiçbir şeyi kabul etmeyin. Sokakta bilmediğiniz insanlarla konuşmayın. Karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar bilmem ne..."
Biz nasıl çocukken bunlarla kodlandıysak, son yıllarda da "Şu numarayı arayınız diye gelen mesejlara asla itibar etmeyin, o numarayı asla aramayın!" diye kodlandık, hem de son derece katı şekilde.

Hal böyle olunca: "İlhan Duman da neyin nesi yahuuu?" diyerek silmez mi insan o mesajları, siler!
Arar mı o numarayı?
Aramaz.
Etrafta dolandırıcılar cirit atıyor, biz de paranoyağa bağladık sonuçta.

Bu arada, eğer nisana sarksaymış bu borç, kucaklayıp öpeceklermiş beni, bir de onu öğrendim.
Kapandıktan sonra çıkan ve unutulan kıytırık bir ek fatura yüzünden, gelsin takipler, gitsin avukatlar. Aman yarappi! :0

İyi ki kocam telefonumdaki son mesajı görüp de "Aaa bu İlhan Duman gerçekmiş" dedi de, halloldu işimiz.
Bu arada kız da gayet kibardı, terslenme ya da höt hötlenme gibi durum olmadı.

Sizin de aklınızda bulunsun. Belki maziden kalan bir Vodafone hattınız vardır böyle üç kuruşluk borcu kalan, benim gibi mesajlar alıyorsunuzdur belki, korkmayın, arayın o numarayı! ;)

Vallahi 50 TL'yi unutmuşuz diye, bir de dolandırılmayalım aman haa derken az daha başımıza neler gelecekmiş!
Bundan sonra böyle durumlarda paranoyaklık yapıp, öcü görmüş gibi mesajları silmek yerine, en azından bir google'a danışacağım.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | Antonio Mora'nın Fantastik Kolajları


Merhaba!
Tatlı Pazartesi'nin bu haftaki konuğu; İspanyol sanatçı  Antonio Mora.
Mora, internetten bulduğu portreler ve manzara resimlerini, dijital kolaj yöntemiyle birleştirerek çok keyifli fantastik görseller elde ediyor.
Ben çalışmalarını tesadüfen keşfettim ve sizlerle de paylaşmak istedim.
Sanatçı hakkında detaylı bilgi edinmek ve daha çok çalışmasını görmek isterseniz, sitesi burada.

Herkese harika, çok mutlu bir hafta dilerim.


22 Şubat 2016 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | DÜNYA ŞEHİRLERİNİN ESKİ HALLERİ


Merhaba!
Bu hafta Tatlı Pazartesi'de, benim hazırlarken çok keyif aldığım, zihnimde dünyalardan dünyalara gezindiğim ve eminim sizin de bakarken mutlu olacağınız bir konu var: 
Şehirlerin 1950'li, 60'lı ve 70'li yıllarına dair fotoğrafları.

New York'tan Paris'e, Roma'dan Tokyo'ya, Londra'ya, Hong Kong'a ve tabii ki İstanbul'a kadar, kimisi profesyonel fotoğrafçıların elinden çıkmış çok hoş kareler.
Sonrasında başka şehirlere ait seriler de yapacağım, bu başlangıç olsun.
Fotoğrafların altında hangi şehir olduklarını yazdım, ayrıca bir kısmında yıl ve bazısında ise fotoğrafçı bilgisi de mevcut.
Bu seriyi hazırlarken, yakın zamana ait olduğu için buraya koymadığım öyle güzel fotoğraflarla karşılaştım ki, belki sonra onlarla da ayrı bir konu altında başka bir seri yaparım.

Şimdilik böyle.
Yeni haftanız hak ettiğiniz gibi geçsin. 
Keyifle çalışmalı, tatlı tatlı eğlenip, güzel güzel dinlenmeli günler dilerim. :)


                     İstanbul - Ara Güler

19 Şubat 2016 Cuma

Dizi Dosyası: HELIX






















--- YAZI SPOILER İÇERMEZ ---

Tanıyanların bildiği üzere, kocam ve ben, yabancı dizi izlemeyi çok seviyoruz. Hoş, sevgimiz oranında çok sayıda dizi izleyemiyoruz, genelde bir tane, bölümleri birikmiş dizi buluyoruz ve kurutana kadar sapık gibi ona dadanıyoruz. :)
Bu yazımda yazdığım gibi ara ara tarzlar konusunda uyuşmazlığa düşsek de artık sorun yaşamıyoruz çünkü o bazılarını bensiz izliyor, ben bir kısmını onsuz izliyorum ve tabii ki beraber izlediklerimiz de var.
İşte bunlardan biri, son dönemde sardığımız; Helix.

Türü bilimkurgu. 
Ben bilimkurgu pek sevmem, öyle uzaylı, yaratıklı, fantastikli, cıvcıvlı, robotlu film ve dizilere hiç gelemem. Ancak bilimkurgunun, genetik bilimini, salgın hastalık vs.. gibi konuları işleyen türlerine de - eğer güzel işlenmişse - bayılırım. 
İşte Helix'in konusu tam da bu.
Spoiler vermeyeceğim için ancak şu kadarını söyleyeyim, çünkü bunu zaten ilk on dakikada göreceksiniz; kutuplarda kurulmuş bir araştırma üssünde, çok tehlikeli bir virüsün üs içinde birkaç kişiye yayılarak tehlike  yarattığı haberi gelir ve bunun üzerine, bir tanesi virüse maruz kalanlardan birinin abisi olmak üzere, alanında çok başarılı bilim adamlarından oluşan Hastalık Kontrol Ekibi, durumu kontrol altına almak için üsse gönderilir.
Tabii ki durumlar tahmin edilenden farklıdır ve olaylar gelişir. :)
























Dizinin konusu özetle bu, eğer bu tarz hikayeleri seviyorsanız hoşunuza gidebilir.
Helix, hayatımın dizileri listesinde ilk sıralara yerleşemez belki ama keyifle izliyoruz, kocam da, ben de sevdik. 
Sürükleyici, heyecanlı.
Bazen mantık hataları yakalıyoruz tabii. Elleri kolları bağlanmış adamın, kendini kurtardığı anda -çok alakasız şekilde- cebinden ilaçlı şırınga çıkarıp düşmanına saplaması gibi.
Cebinde şırıngayla mı dolaşıyor yahu bu, peh! dedirten bir durumdu ve bu ve benzeri ufak çaplı saçmalıklara rastladık. Ama hangi dizide olmuyor ki diyerek, hevesimizin baltalanmasına izin vermedik. :)

Ben artık bir dizi beni sarmıyorsa hiiiç yüz verrmiyorum, izlemeyi bırakıyorum. Sonuçta film değil ki bu, an fazla iki saatte izle, gitsin.
Vakitlerimiz kıymetli, o nedenle ancak beni sararsa yeşil ışık yakıyorum artık dizilere. 
Helix de sardı.

Birinci sezonu bitirmek üzereyiz biz.
Dizinin ikinci sezonu da yayınlanmış ve nisan 2015'te final yapmış. İkinci sezonda ratinglerinin düşmesi üzerine, üçüncü sezona devam etmeme kararı alınmış, bu bilgiyi de ekleyeyim.

İlginizi çektiyse, şimdiden iyi seyiler dilerim size. ;)


13 Şubat 2016 Cumartesi

Plastik Değilim Ben




Seviyorum bu seneyi.
Daha yeni başladık ama seviyorum.
2015'i yaşarken de, 2016'yı beklerken de, hatta ilk saatlerinde hayatımdaki en büyük acılardan birini yaşarken de biliyordum bu senenin çok güzel bir sene olacağını.

Daha ilk günlerinde yazmıştım, "Hissediyorum" diye.

2016 iyi bir yıl.

İyi bir yıl demek hiç ağlamayacağız mı demek? Hep gülüp, neşe içinde şakıyacağız mı demek?
Yoo. Hayır.
Var mı zaten öyle bir hayat?
Kim derse ki ben her anımda mutluyum, uçuyorum, coşuyorum; yalan söylüyordur.
Ya da ruhsuzdur, yapaydır. 
Plastiktir yani.

Ben plastik değilim çok şükür.
Varsa gözyaşlarım, akacak tabii yeri geldiğinde. 
İçimden geliyorsa, atacağım kahkahalarımı.
Bazen ikisi birbirine karışacak.
Şaşıracağım. 
Ve o şaşkınlıkta hayatı bulacağım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...