Sayfalar

16 Mart 2013 Cumartesi

Yaşasın Grip Oldum!



Sonunda yakaladı beni.
Kıskıvrak sarıp sarmaladı, avcunun içine aldı.

Birkaç haftadır kendimi kırık dökük hissedip hissedip toparlanıyordum, yani tam anlamıyla kıl payı yırtıyor, ohh neyse ucuz atlattım diyor, yakalayamazsın kiii hınzırlığıyla kaçıyordum ondan. O da dur sen hele, bekle sen, ben seni bir güzel yatağa mıhlatmadan pes etmem diyordu. Ellerini ovuşturarak sinsi sinsi bekliyordu. Ve sonunda başardı! Kendimi çarşılara atıp, deli gibi yorulduğum bir günün ertesinde, zafer naraları atarak bünyeme süzüldü. Sonraki birkaç gün ben yine yeterince dinlenemeyince de yerini bir güzel sağlamladı,  baş köşeme kurulup oturdu hain grip.

Yıllardır benim gribal rahatsızlıklarım ya da  ciddi derecede tutulma diye tanımlayabileceğim sakatlıklarım hep olmadık zamanlara denk gelir.
Bu hastalıklar sanki bir duvarın ardından beni gizli gizli izliyorlarmış da, ne kadar uygunsuz zaman, alakasız ve karambol ortam ve koşul varsa bulup o anda üstüme atlıyorlarmış gibiydi. Aralarında gizli bir ittifak, bana karşı yürüttükleri muzurca bir savaşları vardı sanki.

Soğuk algınlığı: "Yarın Eylül'ün misafiri gelecekmiş, harıl harıl hazırlık yapıyor, hemen gidip yapışayım yakasına! Ne hazırlığını doğru dürüst yapabilsin, ne de misafirin yanında nasıl oturduğunu bilsin!"

Bel tutulması: "Ben de önümüzdeki hafta elime geçireceğim onu, zira Bodrum'a gitmeden önceki son haftası. Zehir olsun. Nasıl hazırlandığını bilemesin! Bavul yerleştirmek için eğildiğinde arkasından sinsice yaklaşıııııp.... bir daha kalkamaz hale getireyim de görsün!"

Nezle: "İyi yaparsın! Ben de, malum en sevmediği hastalık olarak, tam yola çıktığı güne denk geleyim ki, bir yıldır heveslendiği yolculuğun içine edeyim!"

Grip: "Ben alışverişe çıkacağı günü bekliyorum. Çok heveslenmişti zilli, bir çökeyim ki üstüne nasıl gezdiğini bilemesin. Hem avm'ye falan da girer şimdi, kalabalıkta yayılırız da ona buna!"

Boyun tutulması: "O zaman ben de sergisini hazırladığı zamana ayarlayayım kendimi ki, sağa sola dönemesin, baston yutmuş gibi kalıversin!"

Bel tutulması: "Dur dur ben de tekrar gelirim o zaman seninle. İkimiz birden saldırırız, birlikten kuvvet doğar, canına okuyuveririz!"

Hepsi beraber: "Nihohahahaa, yürrüüü, Eylül'e eziyeeet, Eylül'e zulüüüüm! Hahahahhnihohaha!"

İşte böyle bir şeydi benim yaşadığım. Öyle bir karambol zamanda yakalıyorlardı ki beni, elimdeki işi bırakmam mümkün olmuyordu, başkasına yaptırılabilecek şeyler de değildi genelde, illa ki benim yapıp bitirmem gerekiyordu hasta hasta. Eziyet ki ne eziyet. Ve her seferinde düşünüyordum; Nasıl oluyor da hep böyle zamanlarda başıma geliyorlar?!

Son birkaç gündür hayli yoruldum ve malum hain kapıda beni beklermiş,  şimdi yine gribim. 
Ama bir farkla. Şu anda illa ki yapmam gereken bir şey yok. Yolculuğa çıkmıyorum, misafir beklemiyorum, işimle ilgili eğilmeli kalkmalı yoğun bir hazırlığım yok... Kalan iki gıdımlık canımla da dün okula  gidip dersimi verdim ve eve kendimi zor attım.

Şimdi, uzun zamandır ilk defa hasta olmanın keyfini yaşıyorum desem yalan olmaz. Sabahları Mısır'ı tuvalete ben çıkarırım normalde ama bu sabah sevgilim çıkardı, ben uzuun uzun kaldım yatakta, elimde bilgisayarla keyif yaptım.
Kahvaltıda aşkımın elleriyle yaptığı nefis çorbayı, onun üstüne de kaynattığı ıhlamuru içtim ki budan daha keyifli bir şey olamaz. 

Çörek gibi yayılmış durumdayım ve iyileşene kadar kalkmaya hiç niyetim yok. Hasta iken yatabiliyor olmak da bir lüksmüş gerçekten ve şimdi bunu çok daha iyi anlıyorum.
Sıcacık bitki çaylarım, kanepe, battaniye, biraz film, biraz internet, biraz da kitap... Belki ara ara da tatlı tatlı uyuya dalmak... 
Uzun zamandan sonra nihayet hasta gibi hasta oldum ya şükürler olsun! Hastayım ve yatıyorum; işte budur.

Bu sefer beceremediniz sizi hainler! Bu sefer zamanlamayı tutturamadınız eyy sinsi hastalıklar! Bu defasında acayip, saçma sapan bir anda yakalatmadım kendimi size.
Oh olsun. 

Fotoğraflar: Gökkuşağı Dosyası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...