Sayfalar

5 Ekim 2011 Çarşamba

Cam kenarı senin neyine?

Bir çok insan gibi ben de bir cam kenarı düşkünüyüm. Şehir içi otobüs, şehirler arası otobüs, taksi, uçak, vapur fark etmez, yerim mutlaka cam kenarında olmalı. İstisna yaptığım tek bir araç var; bisiklet!...

Fakat kendi kendime şu soruyu sormak istiyorum: Cam kenarı senin neyine?.. Tekerleğin üçüncü dönüşünde uyuya kalan bir insan olarak neden cam tarafını işgal edersin? 

Evet, aynen böyleyim.

Üniversite yıllarımda sabahları uyku sersemi olduğum için, akşamları da okulda yorulmuş olduğum için otobüste mutlaka uyurdum. Koridor tarafında otursam da fark etmezdi ve hatta koridor tarafında uyumak insanı oldukça rezil de eden bir şeydi. Onca insanın arasındasın ve bu insanların çoğunun, sen kalktığında yerini almak ümidiyle gözleri senin üzerinde. Ve sen uykuya daldığın anda kafan (aklının, mantığının, olgunluğunun simgesi olan o kafan) özgürlüğünü ilan edip acayip hareketler yapmaya başlıyor!.. Sanki vücudunla bağlantısı tamamen kesiliyor ve bi an sıçrayıp uyanıyorsun ki kafa sağa sarkmış, sonra bir daha uyanıyorsun, bu defa solu selamlıyor. Dik tutmaya çalışıyorsun hop aşağı, hooop yana. Yeni doğmuş kedi yavrusu gibi cebelleşip duruyorsun. Onca insanın içinde. Vah vah yani. 

Hal böyle olunca cam kenarına oturmak kurtarıcı oluyor. Her seferinde bu sefer uyumam, dışarıyı seyrederim diyorum ama ı-ıh. Olmuyor. Kafayı yaslıyorum cama. Çok mu konforlu bir uyku çekiyorum, tabii ki hayır!.. Otobüs dangıl dungul ilerledikçe sarsılıyor ve sarsıldıkça cam da benim kafamda adeta davul çalıyor! Ama olsun, en azından bunu sadece ben biliyorum, kimse bir şey fark etmiyor. 

Uzun otobüs yolculuklarında da durumum değişmiyor. Daha birinci molaya gelmeden hayaller alemine geçiş yapıyorum. Ve tabii ki yine cam kenarını işgal ederek!.. Yolculuk sırasında asla uyuyamayan, gözünü bile kırpamayan canım sevgilime ise koridor manzarası kalıyor! Bencilliğin de bu kadarı. 

Sevgilim ve cam kenarı ikilisini aynı cümle içinde kullanmışken, bir şeyi eklemeden geçemeyeceğim. Çok çok yakın bir zamanda, Bodrum'dan dönüyoruz. Ve Mudanya - İstanbul Yenikapı arası feribota bineceğiz. Biletimizi hep internetten alıyoruz, daha önce de bu  feribotları kullandığımız için hangi salonda gideceğimizi, hangi sıradan koltuk seçersek tuvalete yakın olacağımızı vs. çok iyi biliyoruz. Ve tabii ki koltuğumuzu cam kenarındaki sıradan alıyoruz. 
Aynen bu sefer de yaptığımız gibi.

Bodrum - Mudanya arası uzun bir kara yolculuğunun ardından iskeleye varıyoruz. Yolu bitirdiğimiz için yorgun ama çok mutluyuz. Geriye bir tek bir buçuk saatlik, keyifli feribot seferimiz  kalıyor. Deniz yolculuğuna da bayılırım!.. Geminin (hatta şehir hatları vapurunun bile) limandan yavaş yavaş ayrılması, terk ettiğin karanın senden giderek uzaklaşması hüzünle karışık bir keyif verir bana. Martıları izleyerek o uzaklaşmaya tanık olmak... Güzeldir kısaca. 

Bu feribot yolculuğunda da yapacağım şey bu. Uzun ve yorucu bir kara yolculuğunun ardından kendimi manzaraya bırakmak. Tatlı bir rehavetle yukarı çıkıyoruz. Salonumuzu buluyoruz. Koltuğumuz cam kenarındaki sırada. Biletten numarasına bakıyoruz ve kafamız aşağıda ,numaraları saya saya kendimizinkini bulmaya çalışıyoruz.

Sonunda sevgili koltuğumuzun numarasına geliyoruz ve kafamızı kaldırıyoruz.

DUVAR. 

Evet. Bildiğin duvar! 

Hani otobüslerde hatta uçakta da, camların arasındaki bölmeye denk gelirsin ve manzaran biraz kesilir ya. Bu öyle değil. Ne önden ne de arkadan görebiliyorsun dışarıyı. Upuzun cam kenarı sırasında,onlarca koltuğun içinden sadece iki koltuk duvara denk gelmiş. Sevgilim de internetten koltuk seçerken cımbızla çeker gibi bunlardan birini seçmiş bize, sağolsun! Sayesinde önce bir afallıyoruz ama sonra çok gülüyoruz bu duruma. Benim ağzımdan da hemen şu cümleler dökülüyor:

Neyse ya. Zaten deniz kenarından geliyoruz. Şimdi nankörlük etmeyelim. 1.5 saat de bakmayıverelim..

Uykum da var zaten. Bak cam kenarı yerlerde kafa camdan uzak kalıyo...I-ıh, uyunmazmış zaten orada.. İyi olmuş bu duvar, kafamı da koyarım oohh.. 

Daha iyi, daha iyi. Boşver sen. 

Cam kenarına düşkünümdür, evet. 
Ama mecburen duvara tosladığında, züğürt tesellisi candır.


Fotoğraf: http://www.sxc.hu/browse.phtml?f=view&id=86892


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...