Sayfalar

24 Mayıs 2015 Pazar

Yaymak Ne Güzel Kelime

Çok yoğun, çok koşturmacalı ve her şeyin üst üste bindiği, yetişmesi gereken işlerin, ödevlerin tüm ağırlıyla tepeme çöktüğü, her saniye "ya sabır" çekerek geri sayım yaptığım şu son günlerde sadece ve sadece aşağıdakileri istiyorum.

Hepsinin özeti: Yaymak, yaymak ve yaymak.

















3 Mayıs 2015 Pazar

Bunlar Nasıl Havalar Sular?



Hani eski türk filmlerinde sevgililer çayırda, ormanda koşturur, sonra deniz manzarasına karşı kendilerine uygun kalınlıkta bir ağaç seçip, etrafında dönüp birbirlerini yakala(yamama)ya çalışırlar ya... Oğlan kızı tutmak ister, kız kikir kikir kikirdeyip fırt diye elinden kaçıverir ya...
İşte şu son günlerde hepimiz aynı durumdayız diye düşünüyorum. Ama tutmaya çalışıp da son anda kaçırdığımız şey sevgililerimiz değil, bahar! Evet. Baharı, tatlı, ılık havayı, yani şu mevsim normali denilen arkadaşı bir türlü yakalayamadık gitti!
Taa 2011 senesinde, Hava Sen Benimle Dalga mı Geçiyorsun? adlı bir yazı yazmıştım.
İşte tam da o durumdayız son haftalarda, üstelik durum daha da beter.

Sabah kalkıyorum hava harika. Köpeklerimizi çıkartıyorum, güneş resmen yüzümü, tenimi ısıtıyor. "Ohh Allahım şükürler olsun, geldi bahar!" diyorum. Hava artık düzeldiği konusunda o kadar ikna edici bir sıcaklıkta ki, evden çıkarken kot ceket giyiyorum. Ama gel gör ki akşam dönerken, dişim çeneme çarpa çarpa, saçlarım rüzgardan savrula savrula ve içimden şimdi buraya yazamayacağım sövgüleri saydıra saydıra içeri kendimi zor atıyorum.
Sonra ertesi gün kalkıyorum, bakıyorum hava yine güzel. Bu sefer de "Yok ya! Ben sana hiç inanır mıyım alçak hava? Akşam yine buz kesersin!" diyorum ve içi peluşlu montumu giyiyorum. Bu sefer de hava hazretlerinin bozmayacağı tutuyor ve ben üstüme giydiğimde deli gibi piştiğim için, elimde, nereye sokacağımı bilemediğim montla kalakalıyorum.

Sonra başka gün, "Amaan ne olursa olsun!" diyerek ince bir hırkayla çıkıyorum. Aa o da ne! Bingo! Sabah çıktığım hırkayla, akşam hiç üşümeden eve geliyorum ve diyorum ki, tamamdır, geldi bahar. Bu sefer geldi. 


Ve tabii ki yine olmuyoooor, olmuyor!
Bu istikrarsız hava halleri herkesin dilinde. Arkadaşlar sosyal medyada komik espriler yapıyorlar, gülüyoruz. Bir yakınıyor, bir seviniyor, bir kızıyoruz.

Ama olacak sevgili kötü, dengesiz hava. Elbet olacak, sen illa ki tası tarağı toparlayıp gideceksin. İngiltere'de, İsveç'te vs.. yaşamıyoruz sonuçta. Bunlar bizimle dalga geçtiğin, oyun oynadığın son günler.
Parmak aralarımızı takıp çıkacağımız, akşamları tişörtle üşümeyeceğimiz, tiril tiril gezeceğimiz günler çok yakında! 
Hadi bakalım!

19 Nisan 2015 Pazar

Pazar Günü Okulda Olmak?!



Bugün pazar.
Ve ben okuldayım.
Çünkü pek sevgili okul yönetimimiz vize sınavı olarak proje toplayacak hocalar için en uygun günün pazar olacağını düşünmüş. Zira haftanın içinde başka gün yok, hafta sadece bir günden oluşuyor. O da pazar.
Sevgili yönetim ayrıca bizi pazar günü okula çağırmakla yetinmemiş. "Madem elinizi verdiniz, kolunuzu da kaptırınız bakalım." diyerek sabah 09.30'dan, akşam 17.30'a kadar beklememizi buyurmuşlar.

Duyunca şok oldum. Biri şaka yapıyor sandım, görevli şahısla konuştum ama ı-ıh. Gayet ciddilermiş. Proje toplayacak tüm hocalar bütüüün pazar günlerini okula ayırıp, paşa öğrencilerin istedikleri saatte uyanıp, istedikleri saatte gelip ödev bırakmasını bekleyeceklermiş.
Çok hoş.

Sinir oldum olmasına da, yapacak bir şey yok madem, içimden saydırıp saydırıp, bir yandan da laptopumu, eskiz defterimi, her türlü çalışma ıvır zırımı yüklenip okula teşrif ettim, sabahın kör saatinde.
Dışarıdan gelen hocayım ya, odam yok. Boynu bükük Emrah gibi kaldım ilk başta ortada. Sınav odasında proje toplayayım dedim, oraya öğrenci girmesi yasak dediler. "Size kapının önüne masa koyalım" dediler. (Vallahi.)

Böyle durumlarda eskiden mülayim davranırdım. Eh öyle davranınca da, kapı önüne konmuş masada, tuvalet bekçisi gibi ödev toplamayı hak edersin. Ufak çapta cadı olmak lazım. Koca pazarımı ayırmışım sonuçta, bari adam gibi bir yere oturup çalışayım bilgisayarımda. Kendi üslubumca:) bunu belirttim ve neyse ki boş bir sınıf ayarladılar bana.

...

Sabahtan beri çalışıyorum, kendi ödevlerimi yapıyorum. 
Çalışmaların çıktısını alma işini son sabaha bırakmış olan ve pazar günü olmasından mütevellit, "Aaay kırtasiye kapalıaahh! Napıcaz hocağğm??" diye ayılıp bayılan öğrencilerime "Aklınız neredeydi?" diyorum.
Kahve içiyorum.
Benimle aynı sınıfa koydukları, aynı benim gibi diğer yersiz yurtsuz hoca ile sohbet ediyorum.
Paşa öğrencilerim gelir de beni bulamazlar diye yemeğe gidemiyorum, kantin tostuna dadanıyorum.
Bir yandan da, akşam arkadaşlarımız geleceği için, kocama alışveriş listesi yazdırıyorum, ortalığı toplamış mı diye uzaktan kontrol ediyorum.
Ama sıkıntım yok açıkçası.

Bir pazar günümü, isteğim dışında okulda ama yine de keyifli geçiriyorum. (Polyanna'lıktan öleceğim bir gün yeminle.)

Ha bir de, günlerdir mis gibi olan havanın bugün - tam da okula kapanmaya mecbur olduğum gün - neden böyle rezil bir havaya dönüştüğünü düşünüyorum...
Acaba farkında olmadan, hiiiç istemeden, hani böyle bilinçaltımdan altımdan ah mı ettim acaba pazar tatili yapacak olanlara?
Vallahi hiç huyum değildir öyle şeyler.
Ama insan yine de acaba mı diyor. Bilinçaltı sonuçta, alttan alttan işler çeviyor, istemediğim şeyleri düşünüyor ve diliyor olabilir. İmkansız değil. :)

Her neyse efenim. Ben şimdi kaçayım.
Pazar mesaimin son bir saatini de doldurayım ve evime yollanayım.

Hepinize iyi pazarlar olsun.

 Ve bir daha sınavı proje toplama olarak yaparsam iki olsun!

14 Nisan 2015 Salı

Çok Özledim Burayı Çok!


Hayatta yaptığım en büyük enayiliklerden biri, yapmaktan delice zevk aldığım şeylere yeterli vakit ayıramamak olsa gerek.
Ya da ayırmamak diyeyim. Çünkü bal gibi biliyorum ki bir şeyi gerçekten istersen ona ayıracak zamanı da buluyorsun illa ki.
O halde burada olmak, yazmak beni bu kadar mutlu ederken ben aylardır hangi cehennemdeyim? 
Utanarak ve cılız bir sesle şunu diyebiliyorum ancak: "Hayatın koşturmacasına daldım. Yazmadıkça yazasım kaçtı. "

Oysa nasıl özledim blogumu. Burayı düşünmediğim bir günüm bile geçmedi. Gerçekten. Yaşadığım çeşit çeşit olayda, "Bunu mutlaka yazmalıyım." dedim ama olmadı, olamadı, elim klavye ile bir türlü buluşamadı.

Sevimsiz bir atalet içine girdim sanırım yazma konusunda. Aslında çok şey sığdı bu süreye, sürekli bir şeyler yapma halindeydim ama en sevdiğim aktivitelere zaman ayıramadıktan sonra neyleyim ben öyle yoğunluğu!

Bir daha yapmayacağım bunu. Sadece buraya yazmak da değil, bundan sonra beni mutlu eden hiçbir şeyi ertelememeye kararlıyım. 
Artık döndüm ve düzenli olarak yazacağım. 
Çünkü bunu gerçekten çok ama çok seviyorum.

Hafta bitmeden görüşmek üzere. ;)


31 Aralık 2014 Çarşamba

Mutlu, Umutlu, Harika Yıllar!

Uzun, uzuuuuun bir aradan sonra merhaba.
Çok yoğundum.
Çok yoruldum.
Zaman deli bir hızla geçti ve ben bir oraya, bir buraya koşturup durdum.
Bazen kendimi bile unuttum, bazense sadece ve sadece dinelenebilmenin hayallerini kurdum.
Yoğun tempom nihayet bitti. En azından bir süre için.
Bu vesileyle biricik bloguma gelip, beni okuyan ya da şöyle bir uğramış olan herkese ses vereyim, mutlu, şahane yıllar dileyeyim dedim. :)

Biz bu gece maaile toplandık. Sohbet ediyoruz, içiyoruz, müzik dinliyoruz, yemekler yapıyoruz, yiyoruz, keyifleniyor, yeni yılı bekliyoruz.
Dilekler biriktiriyor, umutlarımızı çoğaltıyoruz. 
Ve hepinize pırıl pırıl günlerle, gerçeğe dönen hayallerle, mutlulukla, merhametle, adaletle, barışla, ferahlıkla, sağlıkla ve istediğiniz ne varsa hepsiyle dolu bir 2015 diliyoruz!

Yok yok... Tutamıyorum kendimi ben, yapmazsam tikler gelecek..
Önceden söylemiştim, yine söyleyeceğim, tutmayın beni:

"HAAAYDİ SENEYE GÖRÜŞÜRÜK!"
:)))


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...