Günlerdir hepimiz - pardon, tabii ki hepimiz değil - birçoğumuz zeytin ağaçları için ağlıyoruz. Hunharca katledilen altı bin masum ağaç için.
Onları korumak için kendini siper eden, dövülen, ambarlara kilitlenen, tartaklanan ve dededen toruna süregelen geçim kaynakları ellerinden bir anda kayıp giden köylüler için...
Ağzım açık kalarak, gönlüm yanarak, lanet ederek, ruhum sıkışarak okudum iki gündür konu ile ilgili haberleri. Ve o kadar nefret ettim ki tüm bu olup bitenden, bir kelime bile yazmak istemedim. Yazmazsam, tüm bu olanlar hiç yaşanmamış gibi olacaktı sanki. Ama tabii öyle olmuyor.
Gerçek, yazmasan da, düşünmemeye çalışsan da, bazen ellerinle gözünü kapamaya çalışsan da, bütün soğukluğuyla işte orada duruyor.
Gitti altı bin tane zeytin ağacı.
Köklerinden sökülüp atıldı hepsi. Hiç var olmamışçasına, nesillerdir binlerce kişiye geçim kaynağı, on binlerce canlıya, böceklere, kuşlara yuva olmamışçasına, şu zalim dünyada bir kuruşluk değerleri yokmuşçasına katledildiler bir çırpıda.
Ağaçtı çünkü onlar. Sadece ağaç. Önemsiz, değersiz, rahatlıkla gözden çıkarılabilecek ot parçaları.
Paranın karşısında ne kıymetleri var değil mi? Hayatta en önemli şey para ve cep doldurmak olduğuna göre, ahlak, şeref, namus sadece bacak arası ile ölçüldüğüne göre, merhamet duygusunun ise bazılarınca çoktan son kullanma tarihi geldiğine göre, altı bin tane ot parçası yok olmuş, olmamış ne önemi var değil mi?
Yeter ki daha zengin, daha da zengin ve daha da zengin olsunlar. Merhamet, şeref, doğruluk, vicdan kimin umurunda?
Yazıklar olsun.
İnsanım diye gezen, yeri geldiğinde ahlak, namus deyince en baba ahkamları kesen bu adam müsveddelerine yazıklar olsun!
İnsan mısınız siz? Cidden soruyorum, insan mısınız siz?!?
Biz bir çiçeği bile koparmaya kıyamazken...
Altı bin ağacı çatır çatır katleden sizler?
Gerçekten merak ediyorum, biz insansak -ki öyleyiz- siz tam olarak nesiniz?!