Sayfalar

15 Nisan 2014 Salı

Duyduğum En Sevimli "PIRT"




Geçenlerde kocam, "Gel sana bir reklam filmi izleteceğim!" diye beni çağırdı. 
Ve izleyince gülmekten öldüğüm bu çok matrak ve sevimli reklam filmini sizinle de paylaşayım istedim. 
Belki izleyenleriniz olmuştur, izlemeyenler için gülme garantili.:)
Uzun zamandır izlediğim en sevimli ve komik reklamlardan biri oldu.
Normalde komedi filmlerinde falan "gaz çıkarılmasından" hiç hazzetmem çünkü bunu kaliteli, seviyeli ve 
gerçekten espirili şekilde yapana pek rastlamadım. 
Ama bu reklama bayıldım, pırt pırt olalı hiç bu kadar sevimli kullanılmamıştır bence.
Normalde videoların Youtube linklerini koyuyorum buraya ama şimdi herkes ulaşamayabilir diye 
başka bir siteden buldum, aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
Keyifli, bol gülmeli günler dilerim..:)

Reklamı izlemek için BURAYA TIKLAYIN.


14 Nisan 2014 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | Edward Hopper


Merhaba!
Bu hafta Tatlı Pazartesi'de, 1882 - 1967 yılları arasında yaşamış Amerikalı ressam, Edward Hopper var. Işığı kullanışı ile insanı resimlerinin içine çeken Hopper'ı sizlerle de paylaşmak istedim.
Sanatçı hakkında detaylı bilgi için buraya ve buraya bakabilirsiniz.
Herkese harika bir hafta dilerim!:)


11 Nisan 2014 Cuma

Direksiyon Başındayım. (Aklı Olan Saklansın!)


Ataköy'ün 2,3,4 ya da 5. kısımlarında oturuyorsanız, mümkünse bu haftasonu arabayla dışarı çıkmayın.
Çıkacaksanız bu bölgeleri hızlıca terk edin.
Yaya olarak çıkacaksanız da mümkünse kaldırımın ennn güvenli tarafından, yola fazla yaklaşmayarak yürüyün!
Kedinizi, köpeğinizi lütfen yola fırlayacakları şekilde serbest bırakmayın.
Arabalarınızı ise mümkünse kaldırıma park etmeyin, otoparkınıza sokun!
Ha bir de, dikiz aynalarınızı içe kıvırın ki başına bir şey gelmesin.
Zira ben bu haftasonu bu bölgelerde direksiyon çalışıyor olacağım!..

Ehliyet kursu sürecindeki anılarımı ve her türlü şaşkınlığımı bu ve bu yazımda anlatmıştım.
Sınavlarıma girdim, hem test sınavını, hem de direksiyonu başarıyla geçtim. Ama ne var ki sınavdan sonra bir kez bile direksiyon başına geçmedim!
Ta ki bu haftaya kadar!
Annemin eski arabasının bana kaldığını yazmıştım önceden. Babamlar arabayı Bodrum'a götürecek, gidince orada kullanayım diye ama ben daha elimi bile sürmemişim! Eh, madem öyle, gitmeden önce biraz alıştırma yapayım dedim.

.. Fren Nerede, Gaz Nerede, Nasıl Çalışıyor Bu Araba !?! ..
Direksiyon derslerim genelde iyi geçmişti, sınavım da öyle. Öyle ki sınav sırasında 
çok rahattım, kuruldaki amcaları gezmeye çıkarmışım sanki. Böyle bir keyif, şeritler arasına kayar gibi gezinmeler, üst viteslere sorunsuz geçmeler, park etmeler falan... Son anda iki kere kere stop ettirmem dışında, bal kaymak.
Sandım ki yine öyle olacak. Sanki arabam, "Oo hoşgeldin sahip, gel sana bir tur attırayım!" deyip beni kendiliğinden gezdirecek.
Tabii ki hiç öyle olmadı!
Değil rahat rahat gezmek, size yemin ediyorum, gaz pedalı nerede, fren nerede onu bile unutmuşum!
Bu heyecan ve panikle geçtim direksiyonun başına. Önce arabayı mı 
çalıştıracağım, vitese mi takacağım, ayağım nerede duracak, hepsi fıs! Aa bir de 
el frenini indirmek lazımdı değil mi kalkmadan!.. Hepsi uçmuş kafamdan. 
Buyur buradan yak.

Kullanmaya çalışırken de durum aynı. Yandan gelen arabalar üstüme çıkacakmış hissiyatındayım sürekli, o yüzden sağa yanaşıyorum kıyın kıyın, bu sefer anneme fenalıklar geliyor, park etmiş araçları çizeceğim diye. Nitekim çok kere çizmeme ramak kalmış.
Hatta birinin aynasına giydirmişim ama farkında değilim. Neyse ki bir şey olmamış. Annem soruyor, 
"Sesi duymadın mı pat diye?!"
Yoo duymadım, yoldaki kediye kilittim çünkü o anda, paşam karşıya geçecek mi, 
geçmeyecek mi diye!
Bu arada yavaş gittiğim için arkamda arabalar birikiyor. Kimisi sabırsız, basıyor kornayı, ben de iyice panik olup stop ettiriyorum.
İşin en beteri de çok lüks sınıfına giren arabalar. Onlar bende öcü görmüş hissi yaratıyor, aman diyorum yanaşmasınlar bana fazla! Bir yerlerine ucundan dokunduracağım diye aklım çıkıyor!..

.. Kamyon Şöförü Hamurum Depreşince ..
Bu arada nasıl bıdı bıdı konuşuyorum, gelene geçene saydırıyorum sürerken. Önümden geçen amcalara, teyzelere, abilere, ablalara, uçan kuşa... "Seni koca dötlü senii, niye atladın önüme?!" diyorum, "Amca çekil, sana bi çarparsam elindeki damacanalarla havaya uçarsın!" diyorum...  Bir başkasına, "Çabuk geç, alacağım bacaklarını altıma haa!" diyorum. Tabii onlar duymuyor, ben böyle stres atıyorum! Adam bilse benim ne acemi olduğumu, tabanları yağlayıp kaçacak zaten ama tabii bilmiyor garibim, saf saf, ceylan gibi sekiyor önümde...
Annem, çok konuşursam kafamın dağılacağını söylüyor, "Yok ben böyle rahatlıyorum" diyorum, sonra o konuşunca "Dur, sus kafamı karıştırmaa!" diye çıkışıyorum.
Klinik vakayım yani.
Ama kimse şaşırmasın. Ben taa eski yazımda demiştim, kendimden kamyon şöförü sinyalleri alıyorum diye. Eh, hocasız ve kendi arabamla ilk çıkışlarım bunlar ve içimdeki hırtlık şimdiden sızıntı yapmaya başladı.
Anladım ben, öyle kibarcık sürücü çıkmayacak benden. Tamam, elimde levyeyle inmem arabadan belki ama çenem de durmayacak belli oldu! 

Yarın yine çıkacağız annemle. 
Vallahi yazık ona. :)
Bir de ben ani hareketler yapınca, yan tarafta bacağıyla "hayali" frene basıp durmuyor mu, işte buna çok gülüyorum!

Bu süreçte benden daha çok yazacak şey çıkardı ama gidiyor araba, hazirana kadar binemeyeceğim.
Ataköy halkı, yarından sonra siz derin nefes alabilirsiniz.
Bodrumlular, siz ise şimdiden önlemlerinizi almaya başlayın isterseniz. 
Çünkü  hem iki ay boyunca araba kullanmamış, hem de son derece acemi sıfatıyla yollarınızda fink atacağım!
Hayır yani, en azından ben fren ve gazın yerini tekrar hatırlayana kadar... isterseniz pek dışarı çıkmayın!...
Benden söylemesi... :)

7 Nisan 2014 Pazartesi

Tatlı Pazartesi | İpte Çamaşırlar


Merhaba!
Bu hafta Tatlı Pazartesi'de, "İpte Çamaşırlar" var.
Ne alaka demeyin. Ya da isterseniz deyin.:)
Belki son haftalarda olanlardan dolayı bilinçaltımdaki kirli çamaşır-temiz çamaşır konuları gizliden yüzeye çıkmış olabilir. 
Olmayabilir de.
Ama bir gerçek var ki, ben ipte çamaşır fotoğraflarını severim. Canlı, sevimli, muzur gelir bana. Düşünsenize, en özeliniz, salkım salkım sokaklarda sarkıyor. 
Hele de rüzgarda uçuşuyorlarsa başka keyifli olurlar.

Haftalar önce Pinterest'te Hanging Clothes diye bir pano açmıştım ve bir miktar görsel atmıştım içine. Şimdi ise hadi dedim, bunlarla Tatlı Pazartesi yapayım. Ve biraz daha ekledim.
Buyrun size çeşit çeşit ülkelerden, çeşit çeşit ipte kuruyan çamaşırlar!

Umarım seversiniz.
Pinterest'teki diğer panolarıma ulaşmak isterseniz de sizi buraya alayım. Hepsi pek güzel, cıvıl cıvıl.

Herkese püfür püfür, renkli, sevimli bir hafta dilerim!..


5 Nisan 2014 Cumartesi

Siz Nerede, Biz Nerede... Aramızda Dağlar, Denizler...



Ruhumun, hem kocaman dalgalarla çalkalandığı, hem de sakin sularda dingin dingin yüzdüğü bir hafta geçirdim.
Tüm bu zıtlıkları bünyemde nasıl barındırabildiğimi ise bilmiyorum, bildiğim tek şey her şeyin kendiliğinden olduğu.
30 Mart pazar günü, malumunuz, birçoğumuzun büyük heyecanlarla beklediği yerel seçimlerde oy verdik.
Her zamankinden daha fazla umut beslemiş olsam da, seçime hile karışacağına neredeyse emin olduğum için - bu yazımda da belirttiğim gibi - çok fazla heyecanlanamadım ne yazık ki.
Ama tabii ki yine de elimden ne geliyorsa yaptım. Sosyal medyada paylaşmam gereken her şeyi paylaştım. Düşüncelerimi yazabildiğim kadar yazdım. (Ki ben politik konuları blogumda paylaşmıyorum normalde.)  Seçim günü sabahın altısından, gecenin on bir buçuğuna kadar sandığımın başında kaldım. Sadece gözlemlemekle kalmadım, aktif olarak elimden gelen her şeyi yaptım, her işin ucundan tuttum.
Akşam ve gece, oyları sayarken, istiflerken, tutanakları yazarken bulduğum her fırsatta kocamı arayıp durumu sordum. Zira biz orada ülke genelinden bihaber durumdaydık, ekran başında izleyenlerden alıyorduk haberleri.
Kocamdan aldığım haberler ilk başta umut ve heyecan vericiydi.
Sonra gece yarısı eve döndüm.
Bir baktım, atı alan Üsküdar'ı geçmiş!
Ah, çok özür dilerim, atı çalan mı demeliydim?...

Televizyondan ve internetten izlediğimiz çalıntı oy çuvalı, yakılmış pusula vs.. haber ve görüntüleri (sanki hiç tahmin etmemişim gibi!) beni çılgına çevirdi.
Hani böyle bir el geldi de kalbime yapıştı sanki.
Peki, bütün oyları hile ile mi aldılar?
Hayır, hala onlara oy veren bir kesim var tabii ki. Ve büyük bir kesim bu.
İşte diğer yandan da, her türlü pisliği bile bile hala oy veren o kesime çılgınca öfkelendim!.. Ne kadar sinirlendiğimi ve - yalan yok - o kişilere karşı nasıl büyük bir nefret duyduğumu tarif edemem. Ve gece Facebook hesabımdan da bunu çokça dile getirdim, bütün öfkemi kustum. Diğer yandan arkadaşlarımın paylaşımlarını okudum, yorum yaptım vs...
Sabah beşe kadar,  başa baş giden Ankara'dan güzel bir haber alırım diye bekledim.

Sonra yorgunluktan ve uykusuzluktan sızmışım.
Sabah erken saatte bir ara uyanıp Ankara'nın durumuna baktım, malesef negatifti.
O kötü moralle tekrar uyudum ve sonra pırıl pırıl güneşli bir sabaha, ağlayarak uyandım.
İçimde bir acı, ülkemde yaşayan birçok kişiye karşı derin bir hayal kırıklığı ve sızı vardı. Ama nasıl oldu bilmem, ben uyurken sanki bir peri gelmiş ve ruhumdaki öfkeyi, nefreti ve en önemlisi de gerginliği içimden almış götürmüş.
Ağlayarak ama sakin bir şekilde kalktım yatağımdan.
Kendimi başka hissederek kalktım.
Hani insan çok fazla acıya dayanamaz da bayılır ya...
Son haftalarda aşırı decede "yanlışa, sahtekarlığa, cehalete, çirkinliğe ve kirliliğe" maruz kaldığımız için midir nedir, bünye kendini bir anda ortamdan soyutladı sanki.
Ve tanık olduğum bu kirlilik artık belli bir sınırı aşınca, ben aslında ne kadar temiz olduğumu idrak ettim. 
Kendimin, ailemin, arkadaşlarımın, çevremde bulunan, hayatımda olmasını seçtiğim insanların, aylardır bu uğurda çırpınan o cesur yüreklerin, parmaklıklar ardına itilen masumların, ölen ya da ölmeyip de onuruyla mücadele veren, bu aydınlık yolda yürüyen tüm insanların aslında ne kadar doğru, saf ve berrak olduğunu idrak ettim.
Elbette ki hepimizin hataları vardır şu hayatta, hepimiz yanlışlar yapıyoruz ve belki ömrümüz boyunca da yapacağız. Hiçbirimiz mükemmel değiliz  ya da belki hiçbirimiz sütten çıkma ak kaşıklar değiliz.
Ama artık biliyorum ki, biz kirli değiliz.
Temiziz biz, temiz.
Zihnimiz, yüreğimiz, ahlakımız temiz.
Yüzünü aydınlığa çevirmiş, medeni, duyarlı, bilinçli, insan gibi insan kişileriz.
Başkayız biz.
En azından onlardan başkayız.
"Ötekileştiriyorsun!" diyebilirsiniz.
Evet. Ötekileştiriyorum.
Çünkü başka türlü huzura eremeyecek ruhum.
Çünkü eğer ötekileştirmezsem, öfkem dinmeyecek, onların varlıklarına ve yaptıklarına baka baka insan olmaktan her geçen gün daha fazla utanç duyacağım. 
"Neden, neden, neden?" diye, cevabınını alamayacağım soru bataklarına gömüleceğim. Çünkü onların davranışlarının hiçbir mantıklı ve ahlaki cevabı yok benim için.

Ama ben insanım. 
Ya da, insan olan benim, diyeyim. 
Bizleriz.
O nedenle insan olmaktan utanmayacağım artık.
Kimler ki, onurdan, erdemden yoksundur, kimler ki her türlü yalanı söyler, yanlışa bulaşır şu hayatta, onlar düşünsün, onlar utansın, bana ne!

Evet ağlayarak uyandım 31 Mart sabahı.
Yazık dedim, çok yazık benim ülkeme.
Ama o kadar içten ve derinden hissettim ki temizliğimizi ve farklılığımızı,
işte o anda büyük ölçüde huzur buldum.

O an bir baktım ki, aramızda kilometreler var...
Dağlar, denizler var.
Onlar nerede, biz nerede.
Değil bizi anlamak, sesimizi bile duyamayacak kadar uzaktalar.

Gariptir belki ama işte buna şükrettim.

Foto kaynak.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...